Gözlerini kıstı, uzun uzun baktı, sonra bakışını kaldırdı, uzaklarda bir yerlere bakmaya başladı. Öyle ki onun, odamın duvarı ötesinde, belki de Moskova gecesinin ötesinde uzaklarda müthiş şubat sisinin içinde yalnızca kendisinin görebileceği gizemli bir tabloyu gördüğü belliydi.
Doktora yandan şöyle bir bakarak, "Orada ne buldu?" diye geçirdim içimden. Her zaman ilgimi çok çekerdi...Sessiz ve kuşkusuz içine kapanık biriydi, kimi konularda olağanüstü konuşkan oluyordu.
Çok sakin, sade, olağan zorlamalara başvurmadan, sözü dolandırmadan ve her zaman ilginç şeylerden söz ediyordu. Ağırbaşlı, şıklık düşkünü doktor, konuşurken kimi zaman kıpırdamadan öylece duruyor; yalnızca arada bir öyküsünün bazı yerlerine küçük birtakım işaret direkleri dikiyor gibi bembeyaz sağ elini havada sallıyor, anlattıkları komik şeyler olsa bile asla gülümsemiyordu ve kıyaslamaları, benzetmeleri zaman zaman öylesine yerinde, güzel oluyordu ki onu dinlerken hep şöyle düşünüyordum: "Çok iyi bir doktorsun ama yine de yanlış yoldasın, yalnızca yazar olmalıydın sen..."