Mihriban çobanyıldız

Mihriban çobanyıldız
@Cobanyildizz
İnsan en çok unutulmaktan korkuyor olmalıydı. belki ölmekten bile daha çok. Kendi ölümünü düşünen hemen herkes, geride bırakacaklarının ne kadar üzüleceğini, ne zaman gözyaşı dökmekten vazgeçerek gideni tamamen unutup sanki hiç olmamış gibi yaşamaya devam edeceğini kurar kafasında. Yeryüzünde bir minik değişiklik yapamamış, küçücük bir iz olsun bırakamamış biz sıradan insanlar, bedenimizle olmasa bile ismimizle ölümsüz olabilmeyi isteriz için için. Çok korkarız silinip gitmekten, unutulmaktan. Ne var ki pek az insan dünya döndükçe hatırlanma şerefine nail olabilir aramızda. Dürüst, faziletli bir insan olmak, hatırşinas evlatlar yetiştirmek, kimseyi incitmemek ya da hayatında hiç rüşvet almamış bir memur olarak son nefesini teslim etmek, bir adı ölümsüz kılmaya yetmez genellikle. Eğer suyun kaldırma kuvvetini keşfedemediyseniz, bir dünya savaşı başlatacak kadar korkunç biri değilseniz ya da fevkalade şiirler yazmamış, en güzel şarkıları söylememiş, mucizevi resimler yapmamışsanız, ne sebeple hatırlanacaksınız.
Sayfa 281
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanlar başkalarına acımayı severler, biliyorsun. Herkes sever. Böylece kendi hayatımızın kıymetini anlamaktan, iyi ki ben de öyle değilim demekten memnuniyet duyarız. İnsanlar çok fazla mutlu hikaye ya da mutlu son görürse hayatlarından şikayet etmeye, daha fazlasını istemeye başlayabilir. Bunu kimse istemez değil mi?
Sayfa 248
Ölüler artlarında teselli veren tatlı hatıralar bırakır. Oysa kaybolandan geriye tek kalan, dünü, bugünü ve yarını yutup yok etmeye yeminli, devasa bir şüpheler girdabıdır. Bu girdabın laneti bir kez dile geldi mi sadece giden değil, kalanlar da kayıplara karışır. Ne bugün vardır artık ne de bir yarın umudu kalır. Dün bile ihanete teşnedir, kalleştir, yalancının dik alasıdır. Durmadan şekil değiştirir ve her tahayyülde yeni baştan yazılır. Akı karadan, hakikati yalandan ayıramaz hale gelirsin, etrafın tekinsiz gölgeler tarafından kuşatılır. Kalbin ağırlaşır, nefesin daralır. Sen kaybın karanlığını aydınlatacağına, kayıp seni kendi karanlığına çeker alır.
Sayfa 225
Anladım ki aşk gözlerini kaybetmekti zaten. Sesini kaybetmekti, tümden kaybolmaktı. Başkasının gözünden bakıp, ağzıyla konuşmaktı. Aşk yakalandığım en kişiliksiz hastalıktı.
Sayfa 157
Bir gün evinizde otururken, o günü dünden ayıran hiçbir şey yokken ve yarın da hayatınıza kaldığınız yerden devam edeceğinize eminken, eviniz, dünyanız, her şey başınızın üstüne çöküyordu. Dalgaları insanları yutan tsunamiler, hortumlar, seller ve depremler, evrene hükmetmeye çalışan insanoğlunun her şeye yeter sandığı gücünün ne kadar cılız olduğunu göstermek, evrenin azameti karşısındaki insanın çaresizliğini hatırlatmak için, övünerek yaşadığımız yılların diyeti gibi can almaya geliyordu.
Sayfa 142