Duyulan, görülen, tadılan, dokunulan tek şey yalnızlıktı. Sadece insanların cüret edebileceği türden bir yalnızlık... Hayat ıssızlık kuyusunun kör karanlığında asılı, öylece duruyordu. Bacalardan yükselen kar beyazı dumanlar, hayaletler gibi salınarak gökyüzüne süzülüyor, takatleri kesildiğinde soğuğun avuçlarında eriyip kayıplara karışıveriyorlardı. Ağzımdan çıkan buğu da varlığını birkaç saniye sürdürebiliyordu ancak. Hayal meyal, bir an hayatımı ağzımdan çıkan bu buğuya benzettiğimi hatırlıyorum.