Nora Seed, içinde olduğu hayattan nefret etmektedir. Yaşamı adeta geçmişte aldığı kararların pişmanlıkları ile doludur.
Zamanında yapmadığı, kabul etmediği teklifler yüzünden şuan yalnız kaldığını ve kimsenin ona ihtiyacı olmadığını düşünür. Hatta öyle ki insanların onsuz daha iyi olacağı kanısına varar. Böyle böyle düşünceler içerisindeyken hayatta ki tek dostu kedisinin ölümü ile birlikte kendisini artık tamamen işe yaramaz hisseder ve aynı gün intihar eder. İşte hikayede tam olarak bu noktada başlıyor. Nora ölmek yerine kendisini gece yarısı kütüphanesi diye tuhaf bir yerde bulur. Bu yer yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgi olan araf boyutunda bir yer ve bu yer Nora’ya tüm hayatını mahveden pişmanlıklarını yeniden yaşama şansı sunmaktadır. Raflarda ki sonsuz kitapların her biri aslında onun farklı hayatlarıdır.
Bazı kitaplar tam ihtiyacımız olan zamanda gelir ya, gece yarısı kütüphanesi benim için tam böyle bir kitap oldu. Okurken Nora'yı o kadar kendimle bağdaştırdım ki ve bir süre okumaktan kaçtım. Aslında konusu çok basit ama bıraktığı etki verdiği mesaj her şeye bedeldi benim için. Paralel evrenlerle ilgili düşünmeyi çok seviyorum ben şahsen. Başka hayatlardaki benlerin neler yaptığını seçimlerimin bedelinin neler olduğunu hep merak etmişimdir. Yaşayamadığımız hangi hayalimize dönmek istesek de, farklı hayatlar hayal etsek de tek bir gerçekliğimiz var o da şu an. Aklınızda kalan, içinize ukde olan şeyler, tüm pişmanlıklarınız bugün sizi siz yapan şeyler.