"Senin güneşin hüzünlü Zezé. Yağmur yerine gözyaşları ile kuşatılmış bir güneş. Sahip olduğu gücü, yeteneklerini henüz kavrayamamış bir güneş. Senin bütün anlarını henüz güzelleştirememiş bir güneş. Küçük, biraz mızmız bir güneş."
"Yapmam gereken ne?"
"Pek az şey. İste yeter. Ruhunun pencerelerini aç, bırak nesnelerin ezgileri içeri dolsun. Sevgi dolu anların şiiri.
"Ezgi derken, benim çaldığım müzikler gibi mi?"
"Tam öyle sayılmaz. Sen başkaları için, dış dünyaya ait bir müzik yapıyorsun. Bunun bir yere varacağı yok. Müzik ruhunun derinlerinden gelmeli. Başkaları için, buz gibi bir müzik yapmak yerine, sen yüzmelisin müziğin içinde."
"Hafifçe gülümsemesine karşın, bu adamda alttan alta acılı, yaralı bir şey seziliyordu; üzerine bir kat sevecenlik, güler yüzlülük cilası vurulmuş hayal kırıklığı ve yenilmişlik."