Aslında kimse kendini tanıyamaz; hissettiği, düşündüğü ve yaptığı her şeye ciddiyetle bakıp açık açık söyleyemez. Zeki öz sevgi, pek kurnaz kendini beğenmişlik, çıkar hesapçılığı, korkak utanç, yüzsüz böbürleniş her daim gizlemek, örtmek, bahane üretmek ve aklamak için orada durur.
Kökten ve acımasız tedavilere ihtiyaç vardır. Kesilecek yeri kesmek, çürüyen yeri dağlamak; rüzgarın serin hiddetini, karın sağlıklı soğuğunu sadece evinin camları ardından tanıyan kişiyi alışkanlıklarının yumuşak yuvasından dışarı çıkartmak gerekir. Ve şayet hava nefesinizi daraltır ve sizi boğarsa, bu sizin için kötü, mezarcılar için iyi bir şey olur.
Umut dolu huzurun tam da gençlere özgü olduğu söylenir. Bu doğru değil, ya da en azından bazıları için doğru değil. Çünkü genç insan içinde, eğer ruhu tamir edilemeyecek kadar kirlenmişse, sahip olmak için hayata tutunmadan evvel zaten beklentiler, öylesine muhteşem hedefler, yaşanacak güzellikler ve ilahi güçle öylesine yoğunlaşmış eminlikler barındırır ki gerçekliğin kendisi, hayatın akışı onun için yalanlamalardan oluşan bir tokat silsilesinden başka birşey olamaz.