Adı:
Bitik Adam
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
276
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055159443
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Un uomo finito
Çeviri:
Sinem Carnabuci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Monokl Yayınları
Herkesin sadece yemek yemek ve para kazanmakla, eğlenmek ve emir vermekle ilgilendiği bir dünyada ara sıra birisinin çıkıp şeylerin görünümünü tazelemesi, olağan şeylerin olağanüstülüğünü, banallikteki gizemi, çöpteki güzelliği hissettirmesi gerekir. Fikir ve gelenek kölelerinden, asalak ve yapmacık ukalalardan, eski efsaneleri anlatan vaazcılardan, ahlaki ve mistik hapishanelerin tutsaklarından, tüm eski sosyal normların ve tüm ortak noktaların inatçı papağanlarından oluşan çok geniş ve çok güçlü bir katmanın ortasında, bir gece uyandırıcısına, bir saf zekâ gardiyanına, kaslı bir kazmacıya; meydan ışıklarına, yeniden kazanılmış özgürlük ağaçlarına, gelecekteki yapılara yer açmak adına yakan ve yıkan iyi niyetli bir yangıncıya gerek duyulur.

İtalya'da benim tükenmiş, güçten düşmüş, bitik bir adam olduğum söylentileri dolaşıyor, öyle mi? Gerçekten de benim bir saman alevi olduğumu ve son küllerimin de bahar esintisiyle uçup gittiğini mi söylüyorlar?

Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.

Saman alevi sevinç ateşiydi, yapay bir ateşti, kızların rüzgâr gülüydü, gülünecek, eğlendirici şeylerdi ama bugün kendimi hiçbir zaman söndürülemeyecek ve dünyayı ateşe verecek bir yangını başlatıyormuş gibi hissediyorum!
-Giovanni Papini-
276 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
BEN İLK DEFA BİR KİTABA SARILMAK İSTEDİM
ve ilk defa bir kitaba sarılıp ağladım.

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...fQ6ZhAo8uo&t=32s

Bu dünyaya yalnız gelmiş insanlar var. Doğuştan yalnız olanlar var "yalnızlık" kelimesinin yüzlerce kitapla bile anlatılmayacağını bilen insanlar...
Tanrı bile terk ediyor onları, arkadaşları yok dostları yok.

Bu dünyaya yalnız geliyor onlar, tek başlarına büyüyorlar. Yaşıtları dışarılarda top peşinde koşarken, onlar bir köşede tek başına bekliyor.
Belki çirkin olduklarından, belki sakat olduklarından belki de sadece yalnız doğduklarından...
Kimisi kitapları keşfediyor. Bağrına basıyor onları, kendisinden hayattan çok sevmeye başlıyor. Gerçekliği, yaşantısı, hayalleri, hayatı ve her şeyi ama her şeyi kitaplar oluyor!
"Benim için gerçeklik okulda, sokakta evde olan değil, kitaplarda, yaşadığımı daha çok hissettiğim yerde yazandı."

Yaşadığını kitaplarda hissediyor o insanlar. Yaşamayı bile nefes almayı bile...

Kitaplara sığınıyorlar onlar. Çünkü okumak, "...okumak,benim için en büyük mutluluk ve en güvendiğim avuntum olmuştu."
En büyük mutluluk okumak oluyor ve de en güzel dostları, yalnızlığını unutturan filozof arkadaşları "ölülerden başka dostu..." olmuyor onların.

Aklını kullanarak bir şeyler yapmak istiyor. Yalnız kaldığı her saniye için nefret doluyor içerisine... Nefret, insanlığa, çirkinliğine,kötülüklere ve yalnızlığına nefret!
Kimse kimseye bu sözü söyletmesin,kimse kimseye!
"Kimsenin beni sevmediğini ve sevemeyeceğini düşünüyordum."

Sevmediler de...

Sevilmediler, yalnızlığa mahkum doğmuşlardı ve yalnız büyüdüler. Doğumları gibi ölümleri de yalnız olacaktı. Ölümleri de...
Sonra da nefretleri büyüdükçe yalnızlıklarını sarmalamaya başlayıp "...nefret beni yalnızlığa mahkum etmişti."

Sonra okumaya devam etti, durmadan okudu ve bir gün Tanrı'yı öldürdü. Sığınacağı bir Tanrı'sı bile kalmamıştı. Koca dünyada ve yığın yığın insanların arasında bir başına kalmıştı. Yalnız...

"Hayat yaşamaya değer mi?" Değer miydi gerçekten? Tüm o insanların arasında, tüm o dış görünüşe bakan, tüm o sahtekarlıklarla çevrilmiş hayatlarını yaşayan, boğucu dört duvarın arasında nefes almadan yaşayan insanların arasında, değer miydi hayat yaşamaya?

Siz insanlar! "Küçük bir dünyada birbirlerini yutan küçük canlılar."
Sizler yalnız bırakıyorsunuz onları. İnsanlık ise, "İnsanlık, sadece ona tapan ya da onu korkutan kişiden etkilenen bir kadındır."

Hayatlarının bazı kısımlarında da sanatı keşfediyorlar. Bütün o iğrençliklerin, kötülüklerin içerisinde doğan SANATI...
Çünkü, "Yalnızca sanat mucizeler yaratabilirdi." Ve yalnızca sanat kurtarabilirdi onları mutsuzluktan.

Peki, yalnızlığa mahkum o insanlar kim mi diyorsunuz? BİTİK ADAM mı sizce onlar?
Onlar,"Akıldan başka gücüm, ölülerden başka dostum, kitaplardan başka zevkim yok." diyenlerdir. Onlar,yalnız doğmuş, yalnız yaşamış ve yalnız ölecek olanlardır. Onlar Bitik değildir.Ha, hala BİTİK diyorsanız da onlar,sadece yeni bir yaşama başlamak için kendilerini bitirmişlerdir.

Anlatacaklarım bitmiyor, anlatmak istiyorum aynı Giovanni'nin yaptığı gibi. O da yazmak istemişti o da içindekileri "kusmak" istemişti.
Ama ne sayfalar yeter yazmama, ne de günler...

Sizlerden isteğim ne biliyor musunuz? Bir gün onlardan birisi ile karşılaştığınızda onlara sarılın. Bu dünyada onlar gibi nice yalnız olduğunu hatırlatın onlara. Bu üzerimizdeki koskoca gökyüzü gibi, sayısız yıldızlar gibi olduklarımızı anlatın onlara.

Bir gün kendileri gibi bir yıldız bulabileceklerini anlatın.
Sevebilme, aşık olabilme ihtimalini anlatın...

Son olarak bana bu kitabı hediye eden İsmail A. 'e teşekkür ederim.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar.
276 syf.
·9 günde·9/10
Kitap 1k Bursa Okuma Grubu ile birlikte seçtiğimiz temmuz okuma kitabıydı. Okurken bir parça "yanlış zaman okuması" hissiyatı alttan sürekli uyarı vermedi değil,çünkü kitap okuması gerçekten zor bir kitap bana göre ve yaz sıcağında ruhum daralmadı desem yalan olur. :)

Kitabı bitirdiğimde durdum düşündüm neydi şimdi bu diye.

Papini'nin kendi hayatını anlatmış olabileceğini düşündüm kitapta fakat herhangi bir kaynakta rastlayamadım.

Kitapta tek karakter var ve biz her şeyi bu karakterin bakış açısından görüyoruz. Ama etrafında başka karakterlerden bahsedemeyiz, ancak başka başka fikirlerden ve fikir savaşlarından bahsedebiliriz. Veya gerçek karakterlerden değil de (garip bir tabir oldu) kitaplar yazmış, teoriler oluşturmuş yazar ve düşünürlere bakış açısını gözlemleyebiliriz. Ama kitapta baştan sona sadece ve sadece bu tek karakterin düşünceleri var.

Kitaptaki karakter(belki de yazar... çelişkiyi gideremedim) bunalımlı, öfke dolu hatta melankolik. Neye derseniz sanırım her şeye. Bıkmadan, yılmadan okuduğu kitapların yazarlarına, filozoflara, düşünürlere... Bazen kendi eylem ve düşüncelerine bile. Öfke duyduğu her şeyle savaş halinde. Söylenmiş olan her fikirle, sözle, inançla derdi var.

Dursuz duraksız okumaya takmış durumda, ayrım yapmadan seçmeden okuyup ne varsa sömürüyor adeta. Çocukluğu, ergenliği, gençliği hep böyle geçiyor. Sonra da acayip bir ego oluşuyor. :) Kendisi dışında tüm insanları küçük görüyor, tüm fikirler aptalca geliyor ve herkesi küçük görüp, düzeltmek için inanılmaz bir tutkuya bürünüyor. Egosu öyle büyük ki kendisini Tanrı gibi görüyor, insanları zihinsel olarak baştan yaratacak bir kitap yazmaya başlıyor.

Yukarıda demiştim ya hani her şeye öfke dolu, savaş halinde diye, kendisini tüm fikirlerden arındırıp tamamen özgürleştirmek istiyor. Sadece kendisinin yarattığı bir düşünce olsun, kendisine ait bir akımın peşinden koşulsun... Ama tüm o kitapları, yazarları sömürdükten sonra bildiklerini (okuyup öğrendiklerini) unutmak mümkün olmadığı için bunu mümkün kılamıyor. Üzerinde onca bilginin ağırlığı var çünkü. Deniyor –yılıyor –bırakıyor, sonra tekrardan deniyor –tekrardan yılıyor en sonunda da pes ediyor, denemekten vazgeçiyor. Yani bitip bitip yeni heveslerle tekrar başlıyor. Gelsin yine düşünsel, varoluşsal buhranlar. :) Bol felsefi akım, bol bol şair, düşünür, yazar hayatına konuk olup duruyor.

Kitabın adı “Bitik Adam” ancak kitabın sonuna doğru “Ben Bitik Değilim” adlı bir bölüm yer alıyor. Bu bölümü kitabın arka kapağına tanıtım yazısı olarak yazmaları ise sinir bozucu, kitabın içindeki bölümü tanıtım yazısı olarak neden verirlerse...

Bir dönem yazar hakkında bitti söylentileri çıkmış yazar da bu söylentilere cevap olarak sanırım bu son bölümde kendisini savunmuş. Şöyle demiş; “Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.”
Sonra da yeni nesille çarpışmak için büyük bir hevesle beklediğinden, nasıl ki eski nesilden korkup kaçmadıysa yeni gelenlerden de kaçınmayacağını söylüyor.

Kitap içerik olarak çok yoğundu evet ama dili akıcı, üslubu güzeldi yazarın. Şiirsel cümlelerini keyifle okudum. Bir parça pişmanlığım var o da yazarı daha iyi tanıyabilmek ve diline alışabilmek adına Düşsel Konçerto, Kaçan Ayna gibi kitaplarını okuduktan sonra Bitik Adam’ı okusaydım. Bu sıranın Papini’nin hem yazarlığının nereden nereye geldiğini hem de hayatta nerede durduğunu kavramamız açısından önemli olduğunu okudum. Tabi bu da kişisel bir görüş tercih hakkı yine sizlere kalmış.

Keyifli okunacak bu ilginç kitabı okumanızı tavsiye ederim.
276 syf.
·22 günde·Puan vermedi
“Papini, Bitik Adam adlı özyaşamöyküsel yapıtında XX. yüzyılda egemen olan kaygı ve huzursuzlukları dile getirir.
Bu yapıtın önemi, sadece XX. Yüzyıl İtalya’sının en kayda değer düşünürlerinden birinin hayatını anlatan bir yapıt olmaktan öte Amerika’da ortaya çıkan pragmatizm akımının izlerini taşıması ve Avrupa’ya (İtalya’ya) taşımasıdır.”

“Giovanni Papini 1881 yılında Floransa’da dünyaya gelir. Maddi olanaksızlıklardan dolayı, bazı temel ihtiyaçlarının ebeveynleri tarafından karşılanamadığı bir çocukluk dönemi geçirir. Bir yandan bu olumsuz koşulların ruhunda yarattığı tahribattan söz etmek mümkünken, diğer yandan yoksulluğun yazar üzerinde yarattığı bir ters etkiden de söz etmek mümkündür. Çocukluk döneminde yaşadıkları, ilerleyen yıllarda karşısına çıkacak olan zor yaşam koşullarına karşı daha dayanıklı, hayata karşı mücadeleci ve inatçı olmasını sağlayacaktır. Ayrıca yaşamı boyunca çeşitli zorlukları deneyimleyen biri olması, yazarın özgüvenini artırır. Zira bahsi geçen özgüven duygusunu babasının kütüphanesindeki kitapları okuyarak başladığı yoğun okuma döneminde kazanması söz konusudur ve bu süreç yaşamının son anına kadar devam eder. Çok kitap okuması ile İtalyan aydın hayatına katılımı, yazarın pek çok edebî ve felsefî konuda fikirler belirttiği yapıtlar yazmasıyla sonuçlanır. Papini’deki okuma ve yazma arzusu öylesine büyüktür ki, gençlik döneminde kendisini ansiklopedi yazabilecek kadar yetkin görmekle kalmaz, bu hayalini ansiklopedi yazmaya başlayarak gerçekleştirmeye de çalışır. Lâkin konular hakkında yeterli miktarda bilgi sahibi olabilmesi için çok dil bilme ve çok fazla okuma zorunluluğu ile bu gereklilikleri yerine getirebilecek zamanı olmaması, onun ansiklopedi yazma isteğinden vazgeçmesine neden olur.”

“Giovanni Papini, hayatının hemen hemen her döneminde insanlığa yol gösteren kişi olma arzusunu taşır. Bu çaresiz arayışı sırasında şu: insanın yaşadığı zamanın kurallarını ve inanışlarını değiştirebilmesi için doğaüstü denilebilecek bir güce sahip olması gerekir. Bu amaç doğrultusunda, İnsanı her şeye gücü yeten kılabilmek için evrensel bir kanun arayışına girer, ancak böyle bir kanunun olmadığını geç de olsa fark eder. Bu durum, özyaşamöyküsel yapıtının başlığında, Bitik Adam olarak iki kelime ile ifade edilecektir.”

“Bitik Adam yalnızca yazarın hayatını anlatan bir yapıt değil, aynı zamanda onu pragmatist düşünceye yakınlaştıran etmenleri de açıkladığı bir yapıttır. İtalyan yazar içinde bulunduğu şartları değerlendirdiğinde, dönemin İdealizm ve Pozitivizm gibi yaygın düşüncelerinin onun ulaşmak istediği hedeflere ulaşması konusunda Hizmet edememesinin nedenlerini özyaşamöyküsel eserinde açıklar. Bu bağlamda Papini yeni bir düşünceye inanır ve üstün insan (Übermansch) yaratabilme olgusunu destekleyen görüşü temel alır.”

Toplantıya katılan arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Bir sonraki toplantıda görüşmek dileğiyle.
276 syf.
·Puan vermedi
İyi geceler kitap dostları,
Sevgili yazarımızın okuduğum ilk kitabı. Bu kitapta Papini bize inişli çıkışlı hayatını, ruhunu, derinliğini kısacası bütün benliğini anlatmıştır. Kendisi de bu kitabın bir otobiyografi değil bir iç döküş ve samimi bir itiraf olduğunu belirtmiştir.
Kitabı okurken yazarımızda bir Schopenhauer karamsarlığı gördüm. Hayatını çocukluğundan itibaren insanlardan izole yaşayan yazar, kendine kitaplardan ve hayatın gizemini çözmekten yana hırslardan oluşan bir iç dünya yaratmış ve bu küçücük dünyasında mutlu olmakla yetinmeyip hep mükemmeli arayan bir insan modeli olmuştur.
Hayatın ve varlığın anlamını sorgularken sonucun tamamen hiçliğe gittiğini görmüş ve buna rağmen hayattan ve merak etmekten, araştırmaktan vazgeçmemiştir.
Hayatını yemek, içmek ve eğlenmek üzerine kuran ve yaşadığını zanneden insanlara da veryansında bulunmuş yeni nesile bu konuda tavsiyeler vererek kitabını sonlandırmıştır.
Kitabı okurken yazarın yaşadıklarına üzülmenin yanısıra imrendiğim noktalar da oldu. Hayatın anlamını ve neden varolduğumuzu sorgulamalı ve arkamızda kendimize ait güzel şeyler bırakabilmeliyiz.
Papini'nin dediği gibi bazı şeyleri bitirmeliyiz ki hayatımızda yeni şeyler başlasın ve böylece bitik adamlar aslında devam eden, bitmeyen adamlar olarak kalsın..
Tanımanız gereken bir yazar. Bu farkındalık dolu itiraf kitabını kesinlikle okumalısınız..
Saygıyla...
276 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kitabın ismi ile ters orantılı olarak ilk okuduğum andan itibaren ve kitabın sonuna kadar aslında bitmemek için uğraşan, savaşan ve bu uğurda mücadele eden bir adamın hayata, insanlara , yaşanılan bir çok olumsuzluğa rağmen yaşama uğraşını konu olan kimi yerlerde çok sert kimi yerlerde zorlayan bir Güncesi 'ni okumuş hissine kapılmami sağlayan keyifsiz ama güzel bir kitap. Hala papini okumadıysaniz güzel bir tanışma kitabı olabilir.
276 syf.
·Puan vermedi
Yemek tarifi bile yazsa okurum dediğim yazarlar listesinin en başına geçti Giovanni Papini!Düşsel Konçerto’yu çok severek ve imgelemine hayran kalarak okumuştum.Bitik Adam da hayranlığım konusunda düşüncelerimin altını çizmiş oldu.
Yazarın aynı zamanda bir okur olarak kendini ne kadar geliştirmiş oldugunu da belirtmeden geçmek olmaz.Bir insanın bir ömür kendi kimliğini arayış sürecini anlatıyor kitabımız.Okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap ve ilgiyi hak eden bir yazar...
276 syf.
·Beğendi·10/10
Papini’nin sıra dışı dünyasına giriş yapmak için sihirli bir kapı olan “Bitik Adam” bir romandan çok itirafnâmedir.
“Ben hiç çocuk olmadım. Çocukluğum olmadı.”
Cümleleriyle “olmayan” çocukluğundan başlayarak otuz yaşına kadar “her şeyden hiçbir şeye” yaptığı yolculuğu anlatır.
Ansiklopedi yazmaya nasıl karar verdiğini; bilimin, tarihin ve edebiyatın eksiksiz bir şekilde yer alacağı bir ansiklopedi yazma serüvenini okuruz. Gittikçe hedeflerinin nasıl daraldığını, hayallerinin nasıl küçüldüğünü fakat hep okuyup araştırmaya devam ettiğini görmek kendimden bir şeyler bulmamı sağladığı için midir bilmem beni sayfalara kilitledi.
İlk bölümde nasıl yaşamak istediğini, hayattan ne beklediğini ararken, ikinci bölümde “Hayat katlanılabilir bir şey olsun diye yaşanır.” düşüncesine geçer.
“...bütün insanların benimle birlikte öleceğine dair olan gülünç umut sayesinde yaşamayı kabullenmiştim.” cümlesinden de anlaşılacağı gibi karamsar, bedbin bir ruh haline sahiptir. Ancak hayata karşı kurban ya da köle değil “efendi” olma niyetindedir ve bir gazete kurar. Gazetenin manifestosundan şu çarpıcı satırları aktarmak isterim: “Herkese sıkıntı veriyoruz: Tanrıyı gökteki bulutlardan aşağı atıyoruz ve kralları yeryüzündeki tahtlarından yere indiriyoruz... Her şeyden ve herkesten kurtulmak istiyoruz...”
Bu “özgürleştirici” gazete tıpkı Papini’nin kendisi gibi bir çelişkiler yumağı. İnsanları hem küçümser, hatta onlardan nefret eder, ama alttan alta onları sever ve eğitmek ister.
Gazetenin ve “Bitik Adam”ın akıbetini merak etmenizi sağlamışımdır umarım.
(Ayrıca çevirmen Sinem Carnabuci, çeviri eserlerde ender bulabildiğim dil zevkini de tatmin edici ölçüde başarmış. Teşekkürü borç biliriz.)
276 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Papini İtalyan bir yazar. Çok ateşli, aşırılığı seven kavgacı ve en muhalefetinden daha muhalif bir kişilik. Çevirisi gayet güzel bir eser. 271 sayfadan oluşmakta ve içerik olarak ağır bir o kadar da aksine akıcılık içermekte. Kitabın 6 bölümü var. Bölüm başlıkları müzik terimlerinden oluşuyor. Bu terimler müzikteki iniş ve çıkışlar aynı zamanda yazarın hayatındaki iniş çıkışları oluşturmakta.
Kitaba geldiğimizde Papini’nin otobiyografik hayatını öykü olarak ele almış. Tamamen kişiliklerini ve başından geçenleri anlatmış yazar. Çocukluğundan haşin, öfkeli ve kırıcı olan Papini okumasını çok seven biri. Öyle ki kütüphaneye gidip okumadığı eser kalmayacak şekilde. Küçük olduğu için içeri alınmamalar falan filan çok güzel eğlenceli bölümler.
Büyüdükçe daha fazla okuyor, okuyor, okuyor… Tam gençlik çağında ise muhalefetin daniskası olup çıkıyor. Kendine has fikirleri, ideolojileri var. Yanında ise sadece 1 kişi var. Onu hiç bırakmayan, terk etmeyen. Dergiler açıyorlar, kapatılıyor; tekrar açıyorlar kendi fikirlerini benimsetmek için. Herkesi Tanrı yapmayı savunuyor. Tanrı’nın olmadığını ama dürüst olmakla bazı akımlarla herkesi Tanrı yapmayı savunuyor. Bir sürü filozofu tanıyacaksınız. Sevdikleri var ama bazen onlara bile muhalif olabiliyor.
Sonrasında başına taş mı düşüyor nedense bir anda tersine dönüyor ve Katolikliğe geçiyor. Hele son bölümde bir gider yapıyor ki… Ona bitik adam derlerken o ben daha yeni başlıyorum gençler diyor.
Birçok alıntısı var kitabın. Çok beğendim farklı düşüncelerini. Okuduğum en güzel eserlerden biri diyebilirim çünkü zevk alarak okudum gerçekten. Arada okuyucu ile konuşması, gülümsetmesi muazzam. Hele bir alıntısı var ki paylaşmadan edemeyeceğim.

Sayfa 208 - MonoKL Edebiyat
Çok, pek çok, belki de fazlasıyla kitap okumuş olsam da yine de hiçbir şey okumadım diyebilirim. Aklımda bir dolu isim, bir sürü kitap ismi, bir depo dolusu not var fakat yavaş yavaş ve düşüne düşüne yaptığım tekrar tekrar okumalar sayesinde içini dışını, kelimelerini ve ruhunu gerçekten bildiğim kitapların sayısı pek az. Ve bundan utanıyorum, rüzgarla silinecek kelimeleri kuma yazmakla vakit kaybedenlere özgü bu zavallı durumun içinde bulunan tek kişi olmasam bile.
271 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yine felsefik bir eserle karşınızdayım efenim #bitikadam 'ı yine #sebepsizceokuyoruz ekibiyle birlikte okuduk geçtiğimiz Mart ayında. Benim için ilginç bir deneyimdi, pek sık felsefik şeyler okumuyorum. #giovannipapini bey biraz otobiyografik tarza kendi iç dünyasını, çocukluğunu, ergenliğini, yetişkin halini, tüm tutkularıyla, tüm hırsları, yenilgileri ve zaferleriyle bize, okura sunmuş. Adamı anlamanız, kendinizi onun yerine koymanız mümkün değil çünkü zaten kendisini biz fanilerden çok üstün görüyor beyimiz. Kimsenin onu anlamadığını, onun gibi düşünmediğini, aslında biz normal insanları eğitmeye ve sevmeye çok çalıştığını ama bir türlü bunu başaramadığını söylüyor. Biraz "Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" ve "Oğullar ve Rencide Ruhlar" kitabındaki ana karakterlere benzettim ben bu halini. Evrene, sanata, edebiyata her şeye bambaşka bir gözle bakabilmek için güzel bir kitap. Okuyun derim ben şahsen
276 syf.
·6/10
Yazarımız bir tatlı kaşığı felsefe,psikoloji,sanat,edebiyat ve dini karıştırarak kısık ateşte pişirmiş ve üzerine bir tutam metafizik ve ütopya da serperek bizlere servis etmiş :) Kitap boyunca tahterevalliye binmiş iki adam gördüm.Ikisi de aynı adam gibi görünüyordu.Biri özgüvensiz,kölemsi diğeri kibirli ve efendimsi.Kitap boyunca tahterevalli hiç eşitlenmiyor.Sürekli bir kavga hali...Kendisiyle...Bizimle...Olgularla...
Hayatla...
Kendi kafasındaki gelgitler beni biraz yordu.Yine de kendisini okuttu.
Ama ben bu kitabın yazarı olsaydım adını: "Kendi Gaitasıyla Kavga Eden Adam" koyardım:)
276 syf.
Felaket sarsıcı bir karakter okudum. Evet olay örgüsü,heyecan,bekleyiş,kurgu yok. 270 sayfaya sığdırılmış, sığdırılmaya çalışılmış ne boş ne dolu,ne dipte ne zirvede,ne doğru ne eğri,ne var ne yok diyebileceğim bir kişi/kişilik okudum.
İstekleri,beklentileri,yaptıkları,yapamadıkları ile hiçbir yere hatta çoğu zaman kendine bile dahil olamayan, hep en mükemmelini,ulaşılmazı,kusursuzu düşleyipte her defasında en ağır yergiler ile insanlığı,kendini aşağılarken bulan, "Her şeye başladım ama hiç bir şeyi bitiremedim." ile durumunu özetleyen bence hastalıklı bir adamı okumak müthiş keyifliydi.
Zaman zaman özgüveni tavan fakat özsayıgıdan bihaber halleri, insanı,toplumu,felsefeyi,sanatı,edebiyatı,şiiri,dini yüceltip yüceltip sonra yerden yere vuruşu,şizofrenik çalkantılı eylemleri beni bir o duvara bi duvara çarpıp durdu.
Ne olduğu ne olacağı belirsiz bu 'Bitik Adam' ile iyiki tanıştım. Zor okuma serüveni,altı çizilesi cümleleri,beyin yakan tespitleri ile okumaya kesinlikle değer bir eser. Tavsiye midir? Zoru sevenler için gönül rahatlığımla.
tanımadığı bir ihtiyara, ölen bir dosta, kurumuş bir çiçeğe, kapalı bir eve karşı içinde büyük bir sevgi besleyen bir bedbaht oluyorum.
Söyleyecek çok şeyim var! Ölmeden önce başkalarına iletmem gereken ne kadar çok izlenim ve keşif olduğu hakkında en ufak bir fikriniz yok. Diğer tüm yanlarımı haklı çıkartacak yegane yanımı,
en iyi yanımı bütünüyle mahkum edip bastıramam. Kendime karşı, insanlara karşı, ruha karşı yükümlülüklerim var. İyi karşılanmayan, yaygın olmayan ve anlaşılmayan bir fikir akımının kendi ülkemdeki, dünyadaki temsilcisi olduğumu hissediyorum
Bedenimdekileri söze dökmeliyim; benim yükümlülüğüm başkalarının birtakım şeyleri
söylememesini, düşünmemesini ve o biçimde yazmamasını sağlamaktır

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bitik Adam
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
276
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055159443
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Un uomo finito
Çeviri:
Sinem Carnabuci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Monokl Yayınları
Herkesin sadece yemek yemek ve para kazanmakla, eğlenmek ve emir vermekle ilgilendiği bir dünyada ara sıra birisinin çıkıp şeylerin görünümünü tazelemesi, olağan şeylerin olağanüstülüğünü, banallikteki gizemi, çöpteki güzelliği hissettirmesi gerekir. Fikir ve gelenek kölelerinden, asalak ve yapmacık ukalalardan, eski efsaneleri anlatan vaazcılardan, ahlaki ve mistik hapishanelerin tutsaklarından, tüm eski sosyal normların ve tüm ortak noktaların inatçı papağanlarından oluşan çok geniş ve çok güçlü bir katmanın ortasında, bir gece uyandırıcısına, bir saf zekâ gardiyanına, kaslı bir kazmacıya; meydan ışıklarına, yeniden kazanılmış özgürlük ağaçlarına, gelecekteki yapılara yer açmak adına yakan ve yıkan iyi niyetli bir yangıncıya gerek duyulur.

İtalya'da benim tükenmiş, güçten düşmüş, bitik bir adam olduğum söylentileri dolaşıyor, öyle mi? Gerçekten de benim bir saman alevi olduğumu ve son küllerimin de bahar esintisiyle uçup gittiğini mi söylüyorlar?

Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.

Saman alevi sevinç ateşiydi, yapay bir ateşti, kızların rüzgâr gülüydü, gülünecek, eğlendirici şeylerdi ama bugün kendimi hiçbir zaman söndürülemeyecek ve dünyayı ateşe verecek bir yangını başlatıyormuş gibi hissediyorum!
-Giovanni Papini-

Kitabı okuyanlar 410 okur

  • Hep olmak
  • Ayşenur
  • Düşünen Hayvan
  • Faust
  • gizem arıkan
  • Eylem
  • H. UmuT
  • anunnaki
  • Öznur Yılmaz
  • Gözde Zengin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%30
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%3.3
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%3.3
65+ Yaş
%6.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60
Erkek
%40

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.6 (37)
9
%20.9 (29)
8
%25.9 (36)
7
%11.5 (16)
6
%7.9 (11)
5
%3.6 (5)
4
%0.7 (1)
3
%1.4 (2)
2
%1.4 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları