Papini, yaşamından ufak ufak kesitler sunarken, önce andante ağır bir tempoda, ‘ben çocukluğumu yaşamadım’ diyerek en naif damarınızdan yakalayarak başlıyor kitabına.
Ancak müziğin temposunun yükselmesi gibi, meydan okuyan, cesur, tutkulu, özgür, çoşkulu bir dil ile yazılarının da temposu yükseliyor.
Öyle ki insan kitaba kendini kaptırınca klasik müziğin iniş ve çıkış tınılarını duyabiliyor, bazen bunalımlı bazen çoşkulu yaşantısını ruhunda hissedebiliyor.
Öyle yoğun tasvirler var ki, bazen kelimelerin cümbüşünde insan kendini kaybediyor, yolunu bulamayıp, kenardan köşeden takip ediyor. Ne muhteşem diyorsunuz ne bırakabiliyorsunuz, böyle okuyucuyu arafta bırakan, yine de fazlasıyla etkileyen, farkında olmadan da sürükleyen bir kitap.
.
Kahramanımızın düşünce dünyasını, küçüklüğünden itibaren okuma tutkusu oluşturuyor. Hiç bıkmadan, okuyor yazıyor, hep büyük işlere talip oluyor, tutkuları onu zaman zaman yarı yolda bıraksa da gün geliyor kendini yarı tanrı hissettiği bir tepede buluyor. .
Kitapta ele alınacak, konuşulacak,altı çizilecek okadar çok yer var ki, yazarın gözünden kendini, insanı, dünyayı, yaşamı tanıyor, içinde oluşan eksikliği, fazlalığı, hüsranı, çoşkuyu birsürü hissi birarada tadıyorsunuz. Severek okudum, tavsiyedir.