Askerlik vazifemi ifa ederken okumaya başladığım 2., okuyup bitirdiğim 3. kitap olduğunu belirterek inceleme yazıma başlamak istiyorum. Eser ödüllü ve filme çevrilmiş bir yapıt olması ve yazarının büyük bir üne sahip olmasına rağmen bana pek hitap etmedi. Tarz olarak beni sarmaması nedeniyle okurken baya bir zorlandım diyebilirim. Hatta ve hatta bazı bölümlere sadece göz gezdirdim. Eser totalde yanlış hatırlamıyorsam 36 bölümden oluşuyor. Her bölüm birbiri ile ilişkili şekilde ilerliyor. Hatalar, yanlışlar, kararlar, sonuçlar, olaylar, olgular derken kendi içerisinde bir neden-sonuç ilişkisi ile beraber eserin genel olay örgüsü oluşturulmuş. Eserde karakterlerin zihinsel, bedensel, ruhsal yönleri; geçmiş yaşanmışlıkları ve ansal olaylar üzerinden detaylı betimlemeler ile biz değerli okuyuculara aktarılmaya çalışılmış. Psikolojik analizlerin bu kaa detaylı olabilmesi beni etkiledi diyebilirim. Bunun dışında eserde beni etkileyen ve hoşuma giden başka bir nüansta karakterlerin sadece olayları yaşamaması; olaylar ile ilgili "şunu yaparsam şöyle olur, bunu yaparsam böyle olur" gibi zihinsel düşüncelere de dalması. Eser ve hayatım ile ilgili bağdaştırma yapacak olursam şunları söyleyebilirim:
Lamont'un çok çeşitli konulardaki (temizlik, düzen, hijyen) vs. takıntıları ile benim hayatımda yer alan "takıntılar" paralellik gösteriyor. Bu tarz bir yaşam tarzı ise hem karakterimize hem de bana zarar veriyor. Her şeyin detaylı planlanması yerinde, zamanında ve sırasıyla yapılması bence çok taa iyi bir şey değil. İnsanı yoruyor, yıpratıyor ve yaşlandırıyor. Bunun dışında Reene'den hiç hazzetmedim. Eserin girişinde anlatılan Yugoslavya'nın parçalanması ve ülke içerisinde yer alan farklı (ırk, din, mezhep, kültür) gibi grupların birbirine saldırması insanoğlu denilen mahlukatın ne