Yahudilik ,Hristiyanlık ve İslam özünde etkin dinlerdir, Tanrı'nin iradesinin gökte olduğu kadar yerde de geçerli olmasına bağlılık gösterirler. Bu peygamber dinlerinin temel motifi Tanrı ile insanlık arasındaki yüzleşme veya kişisel bulusmadir. Bu Tanrı eyleme geçme emri olarak yaşanmaktadır; bizi kendisine çağırır ; O'nun sevgi ve düşüncesini reddetme veya kabul etme seçimini bize tanır. Bu Tanrı insan cinsiyle sessiz tefekkürden ziyade diyalog yoluyla ilişki kurar.
Fakat kisilestirilmis Tanrı ciddi sorumluluğu da beraberinde getirir. Kendi imgemizle bicimlenmis, bizim sınırlı gereksinimlerimizin ,korku ve arzularimizin yankısı olan basit bir puta da dönüşebilir.
Kisilestirilmis Tanrı önemli bir dinsel içgörüyü yansıtır: Hiçbir üstün değer insandan aşağı olamaz. Böylece kişileştirme önem kazanmış ,bir okları için de dinsel ve ahlaki gelisimin zorunlu aşaması olmuştur. İsrail peygamberleri kendi duygu ve tutkularını Tanri'ya atfetmislerdi; Budacilar ve Hindular üstün gerçekliğin avatar'larina kişisel bağlılık durumundaydılar.Hristiyanlik dinsel yaşamın merkezine,din tarihinde benzeri olmayan bir biçimde,insanı bir kişilik yerleştirmişti:Yahudilikten devraldığı kisilestirmeyi sonuna kadar götürmüştü.Bir dereceye kadar, bu tür özdeştirme ve yakınlaşma olmadan dinin kök salamadigi bile söylenebilir.