Derler ki insanların cisimleri çeşitlidir; kimi Hindu, kimi Türk, kimi Rum, kimi Ermeni; kimi siyah, kimi beyaz; fakat ruh birdir. Bu manayı yanlış anlamışlardır; aksine farklılık ve başkalık ruhlardadır; çünkü cisimler, deri, et, kan ve benzeri dört unsurdan oluşur. Ruhların aksine bunların hepsi birdir; zira
“El-ervâhu cunûdun mücennedetun fe-mâ te‘ârafe minhâ i’telefe ve mâ tenâkera minhâ ihtelefe.“
Ruhlar, donanmış ordular gibidir; birbirleriyle tanışanlar, birbirleriyle anlaşır, kaynaşırlar, birbirlerini kabul etmeyenlerse ayrı kalır, anlaşamazlar [buyrulmuştur].
Her ruh, başka bir kuştur ve başka bir madendendir; zira “En-nâsu me‘âdinun ke-me‘âdini’z-zehebi ve’l-fizzati”
İnsanlar, altın ve gümüş madenleri gibi madenlerdir [buyrulmuştur]. Yetmiş iki millet bu yüzden var olmuştur; çünkü her milletin başka bir maksadı, başka bir isteği vardır. Suretteki farklılık, mananın farklı olmasındandır; zira suret, mananın elinde alettir.
Cisimler, kafesler gibi bir türdür; fakat her kafeste başka bir kuş vardır. Şöyle ki şeklen aynı tahtadan ve kamıştan yapılmış yüz binlerce kafes görürsün; ama birinde kumru, birinde bülbül, birinde dudu vardır. Her kuşun ayrı bir şekli başka bir sesi vardır ki ne bu ona benzer, ne de o buna. Cisimleri ve ruhları böyle bilmek gerekir.