Yıl 1942... İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günleri yaşanmakta... Avrupa boydan boya faşizmin boyunduruğu altındadır. Sovyetler Birliği’ne saldırısının ikinci yılında, hızla Kafkasya’daki petrol yataklarına ilerleyen Nazi Ordusu’nun önüne son bir engel çıkmaktadır: Stalingrad şehri. Son direnç noktası.
Haritada bir noktadan fazla bir yer kaplamayan bu şehir, kelimenin tam anlamıyla faşizme karşı direnmenin sembolü haline gelmiştir. Nazi işgali altındaki Paris’ten, Prag’a, Varşova Getto’sundan, toplama kamplarından, Yugoslavya dağlarından; SSCB’nin diğer şehirlerine, hatta Londra’ya, Washington’a dek tüm dünyanın nefesini tutarak sonucunu beklediği bir çarpışmadır, Volga nehrinin kıyısında yaşanan çarpışma. Stalingrad savaşı, Nazilerin o ana değin aldıkları en büyük yenilgidir ve her yerde coşkuyla karşılanmış, umut ışığı olmuştur.
Feda ruhu ile mücadele eden kahramanların hikayesi. Yoldaşlık duygusunu, vatan ve halk sevgisini, sadakati ve sevgiyi derinden işleyen muazzam bir kitap.
Önce her şey bir toz bulutuydu. :)
Ne kadar tanıdık geliyor değil mi ? Elbette bu ifade, karşı tarafın bir konuyu tüm detaylarıyla kavraması adına günümüzde muzipçe kullanılan bir kalıp.
Ancak söz insanlık tarihinden açıldığında, bu başlangıcın önemini göz ardı etmek mümkün değil. Hayvanlardan Tanrılara Sapiens; evren, dünya ve insan hakkında sorulan tüm soruları cevaplamaya tam da bu noktadan başlatıyor.
Kitabının başında dünyanın gelişiminin önce fizik, ardından kimya ve en sonunda biyoloji etrafında şekillendirerek başlayan kitap. Evrime temas etmeden de geçmiyor. Kitapta insanın gelişimi; “Bilişsel Devrim”, “Tarım Devrimi” ve “Bilimsel Devrim” olmak üzere üç temel başlık altında inceleniyor.
Dinlerden yönetim biçimlerine, toplumsal katmanlardan, geçim kaynaklarına, göçlerden, savaşlara kadar insan gelişimini ruh dünyasını ustaca ele alıyor. İnsan piskolojisinin sonuçlarını tüm çıplaklığı anlatan yazar adeta bir öğretmen gibi insan ilişkilerini öğrenmemizide sağlıyor.