Allah’ın her şeyden daha önce var olduğuna, her şeyden daha sonra bâkî kalacağına, her şeyden üstün ve yüce olduğuna ve her şeye, her şeyden daha yakın olduğuna şahitlik etmektir.
Bir yaratılmışı, kendisi gibi bir mahlûk başka bir varlıktan alıkoyabilir; dolayısıyla yaratıklar arasında aracılar bulunabilir.
Fakat Allah Celle Celâlühû’dan yaratılmışlara daha yakın başka bir şey bulunmadığı için, böyle bir aracı da bulunamaz.
Bu dört ismi; “el-Evvel”, “el-Âhir”, “ez-Zâhir” ve “el-Bâtın”ı bilmek, ilim ve mârifetin rüknüdür. Kulun, anlayışı ve gücü nispetinde bunları iyice bilmesi gerekir.
Şunu bil ki, senin ve her şeyin; hatta bir hatıranın, bir anın ve bir nefesin de ilki, sonu, açıklığı ve gizliliği vardır.
Allah’ın “el-Evvel” olması, kendisinden başka her şeyden önce olmasıdır. O’nun “el-Âhir” olması, kendisinden başka her şeyin son bulmasından sonra O’nun bâkî kalmasıdır. O’nun “ez-Zâhir” olması, her şeyden daha üstün, daha yüce ve daha açık olmasıdır. Ve O’nun “el-Bâtın” olması ise, her şeye her şeyden daha yakın olmasıyla beraber her şeyi kuşatmış olmasıdır.
Bu dört isim, tevhidin bütün rükünlerini içermektedir.
“El-Bâtın” isminin gereği olan yakınlıktan başka özel bir yakınlıktır.
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Peygamber Efendimiz’le birlikte bir seferde olduklarını ve tekbir getirirken seslerini yükselttiklerini, bunun üzerine Efendimiz’in (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
“Ey insanlar! Sesinizi sadece kendinize işittiriniz. Çünkü siz ne sağır olan ne de burada olmayan birini çağırıyorsunuz. Şüphesiz ki sizin çağırmakta olduğunuz (Allah), her şeyi işiten ve çok yakın olandır. O, sizden birine bineğinin boynundan daha yakındır.”¹²