Cuanᵀᵉᵛʰⁱᵈ ꨄ

Cuanᵀᵉᵛʰⁱᵈ ꨄ
آمَنْتُ بِاللَّهِ وَكَفَرْتُ بِالطَّاغُوتِ الحلّ هو الشريعة youtu.be/rVObVZYubOU?si=...
9/10
·184 syf.·
2026 44. kitabı
Gerçek zenginliği ve gerçek fakirliği sadece dünya penceredinden bakan insanlara, İmam ahiret penceresinden baktırmış kitapta. Dünya penceresinden baktığımız zaman, zenginliğin; mal mülk evlat olarak görüyoruz fakirliği ise punlardan noksan olarak. İmam ise gerçek zenginliğin: Kim, kendi zenginlik sebebine muhtaç olur, ona dayanır ve güvenirse ona zengin denmez. Çünkü o, vasıtalara muhtaç olan birisidir. Bir kişi ancak, sebepleri yaratan Zât'ın rahmetine, hikmetine, tasarrufuna ve güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nunla zenginleşir ve sebeplere dayanma illetinden kurtulursa “zengin” diye vasıflanabilir. Kim, sebeplere güvenip dayanma ve Hakk'ın hükmüyle —O'na boyun eğerek— çekişme hastalığından kurtulursa, onun kalp zenginliği gerçekleşmiş olur. Kişi, Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olup kalbi bununla zenginleştiğinde, sadece bununla tam zengin sayılmaz. Bir de buna, Allah'ın hükmüne boyun eğerek teslim olmanın eklenmesi gerekir. Çünkü Allah'ın hükmüyle çekişip başka hükümlere başvurmak, seçme hakkını kullanmadaki düşüncesizliğe delalet eder ki bu, seçme hakkını kullanan kimsenin seçilen şeye muhtaç olduğunu gösterir. Allah'ın dilemediği bir şeye ihtiyaç hisseden kimseye, Allah'ın tedbirini gözeterek zengin olmuş denemez. Bundan dolayı diyoruz ki; Allah'ın kulu için olan tedbiri göz önüne alınarak zengin olmak, ancak Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nun hükümleriyle çekişmeyip itaat etmekle olur. Aslında dünyaya ne kadar bel bağlarsak o derecede fakirleşiyoruz. Çünkü bel bağladığımız. Gelip geçici olandır. Zenginliği bide bu bakıştan aktarıyor: Şeyhin zenginliği bu derecelere ayırması, zenginliğin bağlı olduğu şey açısından kaynaklanmaktadır. Şeyh şöyle diyor: "Kalp zenginliğine gelince; kalbin sebeplere itimat etmekten kurtulması, Hakk’ın
Din
Allah Katında Fakirlik Ve Zenginlikİbni Kayyim El Cevziyye · Polen Yayınları · 202016 okunma
Reklam
İslam’ın Özüne Dönüş Çağrısı
10/10
·78 syf.·
2026 42. kitabı
Modern Türkiye'deki din algısına karşı köklü bir itirazımız var. İnsanların büyük çoğunluğunun İslam'ı gerçek anlamıyla tanımadığı, kendilerine aktarılan ve zamanla gelenekselleşen bir din anlayışını İslam zannetmekte maalesef. din sadece namaz, oruç, hac ve dua gibi bireysel ibadetlerden oluştuğu anlayışını İslam'ın özüne aykırıdır. Bu yaklaşım, dini hayatın merkezinden çıkarıp yalnızca vicdanlara ve camilere hapseden bir anlayıştır. Kur'an'ın sadece ibadetlerden değil, ticaretten, hukuktan, aile düzeninden, toplumsal ilişkilerden, adaletten, yöneticilerden ve ekonomik sistemlerden de bahsettiğini, İslam'ın hayatın tamamını kuşatan bir nizam olduğu unutulmamalıdır. "Hüküm yalnızca Allah'ındır" ilkesini hayat merkezimize yerleştirmemiz gerekiyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümleri içeriyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi değildir; aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümler de içerir. Bu nedenle İslam, yalnızca ahlaki ve bireysel bir öğreti olarak değil, hayatın bütün alanlarını düzenleyen kapsamlı bir yaşam nizamı olarak ele alınmalıdır. Türkiye İslam inanışında, özellikle "tağut", "hâkimiyet", "şirk", "cahiliye" ve "tevhid" kavramlarının arka planda tutuluyor. Yazarın zihninde tevhid yalnızca Allah'ın varlığını kabul etmek değildir; Allah'ın hükmünü hayatın her alanında tek ölçü olarak kabul etmektir. Bu yüzden Allah'ın hükümlerinin yerine insanların veya ideolojilerin hükümlerini koymak “şirk ve kulluktur”. Yazarın Diyanet ve resmî din anlayışına yönelik eleştirileri de kula kul olmaya, beşerin hğkümlerinin tasmalısı olmaya
Din
Din Gerçeği ve İslamMehmed Alagaş · İnsan Dergisi Yayınları · 199495 okunma
Modern Cahiliyeye Bakışı: Demokrasi
8/10
·192 syf.·
2026 41. kitabı
Mısır’ı kâfir bir yönetimle yöneten, Amerika ve siyonistlerin tasmalısı olan Enver Sedat’ın, müvahhidler tarafından öldürülme planını kitapta film izler gibi okuyoruz. Bir ülke demokrasiyle yönetiliyorsa, o ülkede muhakkak Amerika, İngiltere ve siyonistlerin çıkarı vardır. Zaten demokrasi, kâfirlerin hükmüdür. Demokrasiyle yönetilen ülkelere baktığımız zaman, başta Türkiye olmak üzere, halkın her türlü hakkının çiğnendiğini; yönetimde olanların ise krallar gibi yaşadığını görüyoruz. Halkı köle gibi çalıştırıyorlar. “İşçi” diyerek köle sıfatını kaldırdılar; kölenin sadece ismi değişti. Kölelik hâlâ devam ediyor. Demokrasiyle kadın haklarını sözde savunuyormuş gibi yapıp, perde arkasında kadını sadece bir obje gibi kullandılar. Kadının bedenini markaların önünde sergileyip mallarını satışa sundular. Bu mu gerçekten kadının hakkı? Burada bir o kadar suçlu olanlar da bedenlerinin kullanılmasına izin veren kadınlardır. Maalesef modern cahil kadınlarımız özgürlüğü sadece açılmakta görüyorlar. Asıl cehalet ise bedenlerinin kullanılmasına göz yummalarını görememektir. Yine demokrasiyle her türlü haram kazanç serbesttir. Şeriat buna karşı çıktığı için, çıkarcı demokratların hepsi şeriatı istemez. Ülkemizde her türlü pisliği yapıp bir de kırmızı halılarda boy gösteriyorlar. Asıl cahiller ise onları alkışlıyor. Ses çıkarana ise “yobaz , ilkel, gerici” etiketler hemen yapıştırılıyor. Hep bir susturulma çabası var. Bunların hiçbirine rıza göstermeyeceğiz. Küfre rıza göstermek küfürdür. Ve maalesef ülkemizde Halid gibi müvahhidler çok az. :( Bu da insanı üzüyor. ‎وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Din
Bir Firavun Bir MücahitAhmet Pakalın · Ren Kitap · 202217 okunma
Puan vermedi·52 syf.·
2026 34. kitabı
“Bir hocamın tavsiyesiyle okudum. Mesaj içerikli birçok satırı var; hem yetişkinler hem de çocuklar (+12) için uygun bir kitap denebilir. Yazarın hayatını ve dönemin tarihini bilirseniz, kitabın mesajlarını ve başkaldırının sebebini daha iyi anlıyorsunuz. Kalıpların dışına çıkmamız her ne kadar insanların gözünde yanlış olarak görülse de kesinlikle öyle değil! Atalarımızdan öğrendiğimiz “NET doğrudur(!)” kalıbı beynimize işlenmiş; bize sürekli “Dinle ve sorgulama.” sloganını aşılıyorlar. Bunu elbette her alanda yapıyorlar. Deneyimlerinden istifade edeceğiz; her şeylerinin kesinlikle hatalı olduğunu söylemiyorum, her şeylerinin tamamen doğru olmadığını söylüyorum. Kitapta, Küçük Kara Balık’ın annesini ve çevresindekileri dinlemeyip merak ettiği bilgi için çıktığı yolculuğu okuyoruz. Yolda ona yine yanlış bilinen doğruları aşılamaya çalışıyorlar; fakat o bunlara da kulak asmayıp yoluna devam ediyor. Tabii bazılarından hayatı kolaylaştıran bilgileri alıyor, onları kulak ardı etmiyor. Bir sona ulaşıyor, evet; ama sonunu kendimiz tamamlıyoruz. Tam bir Dostoyevski sonu olmuş: Sonunu kendin tamamla… Küçük Kara Balık yine bir çare bulup kurtuldu mu, yoksa hayatı o karanlıkta son mu buldu?.. İran’ın o zamanki tarihine baktığımızda, Küçük Kara Balık’ın başkaldırışı; özgürlüğü istemesi, keşfetmeye çalışması ve atalarının kalıplaşmış düşüncelerinden kurtulmak istemesi nedeniyle neden yasaklı kitaplar arasında yer aldığını daha iyi anlıyoruz.”
Küçük Kara BalıkSamed Behrengi · Can Yayınları · 202336,8bin okunma
Masiyetler, çoğu zaman matemlerle bize geri dönüş yapar.
9/10
·240 syf.·
2026 35. kitabı
Allah’ın rızası üzerine başlanmayan her şeyin sonu hüsrandır. Kitapta bunu Semir karakteri üzerinden çok güzel bir şekilde anlatıyor müellif. “Herkes yapıyor, ben de yapayım; ne olacak? Hem ben herkes kadar aşırıya gitmiyorum, onlar kadar kötü değilim.” tesellileriyle yanlışları yapmaya devam ediyoruz. Yanlış yanlıştır, günah günahtır; bunun azı çoğu yok. Rabbimiz “terk et” demiş, nokta. “Ben diğerleri kadar dine aykırılık yapmıyorum.” diyerek günahtan sıyrılamayız. Bir de o günaha hiç yaklaşmayanlara bakmak gerek. Dinimize aykırı gelen her şey, pek tabii fıtratımıza da aykırı olduğu için hep bir huzursuzluk yaşarız. Ama o yanlışa çoğu zaman devam ederiz. Ve bu yanlışlar, çoğu zaman matemlerle bize geri dönüş yapar. Kölelik kalkmadı, sadece şekil değiştirdi; buna artık hemfikiriz. Patronların köleleriyiz, makamların köleleriyiz, sosyal medyanın köleleriyiz… Hatta bazıları artık ilah edinip bunlara kul olmaya başladı. Ve şirk aldı başını gidiyor. Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Ümmetimle ilgili olarak korktuklarımın en korkutucu olanı, Allah’a şirk koşmalarıdır. Dikkat edin, ben size onların aya, güneşe ve puta tapacaklarını söylemiyorum. Fakat Allah’tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklarını söylüyorum.” (İbn Mâce, Hadis No: 4205) Bu hadis tam da Semir karakteri için söylenmiş bir hadis gibi. Mal mülkle o kadar kafayı bozdu ki patronunun hevesine, arzusuna göre hareket etmeye başladı. Allah’ın emirlerini hep kulak ardı etti, hep erteledi. Ve tabii sonu hüsran oldu. Ve gelelim İnascığımıza… İnas’ın satırlardaki dine bağlılığını okurken hep “Ahh, kızım da böyle olsun.” dedim. “Allah’ım, ona şöyle güzel güzel namaz elbiseleri alsam, eşimle birlikte hep beraber namaz kılsak…” diye insan hayal kurmadan edemiyor. :) :) Ama Ennus’un ailesi
Înâsİyad Kunaybi · Minber Yayınları · 2023149 okunma
Reklam