Bu noktada Bourdieu'nün şu saptamasına katılmamak mümkün değil: "Güç ilişkilerinin özünde yatan şey, güç ilişkilerine benzememeye çalışarak gücünün tamamını bu gizlilikten almaktır." Bu açıklamaya dayanarak ahlâksız ve vicdansız bir kapitalin ancak ahlâkî bir ütopyanın ardına gizlenerek var olabileceği düşünülebilir. Bu açıdan kamusal ahlâkı diriltmeye çalışan herkesin (ifşa ya da infial duyma yoluyla vb.) aslında kapitalist düzen için çalıştığı söylenebilir.
Disneyland ise zihinsel düzeyde bu yeni işlevi yerine getiren ilk prototiptir. Zaten Kaliforniya'da yerden mantar gibi bitercesine ortaya çıkan tüm cinsel, ruhsal, somatik geri kazanım (recyclage) enstitüleri de benzer bir amaçla kurulmuştur. Sokaklarda birbirlerinin yüzüne bakamayan bu insanlar için yüz yüze bakma enstitüleri kurulmuş; birbirine dokunamayan insanlarsa birbirine dokunma (contactothérapie) tedavisi görmeye başlamış; yürümeyi unutanlar içinse "jogging" keşfedilmiştir vb. Yaşamla ilgili her şeye örneğin, yitirilmiş yetenekler, yitirilmiş vücutlar, yitirilmiş toplumsallık ya da eski tadını yitirmiş yiyeceklere kısaca her alanda her şeye eski işlevi yeniden kazandırılmaya çalışılmaktadır. Açlık ve oruç tutma natural food, healthfood, yoga vb. isimler altında yeniden keşfedilmiştir.
Disneyland çocuksuluğun gerçek anlamda her yere hâkim olduğunu gizleyebilmek amacıyla kurulmuş minik bir evren olup, yetişkinlerin de buraya gelerek çocuklaşmalarına olanak tanımakta ve gerçekte çocuk olmadıklarına inandırılmaya çalışılmaktadır.