Dalgın Adam

Dalgın Adam
@DALGINADAM
Kırıkkale
2 Temmuz 1999
26 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
İnançtaki Huzur
Ben inançlıyken -ki inançsız olmak mümkün değil. Kişi illa inanacak bir şeyler bulur- intihara daha meyilliydim. Daha doğrusu, çabuk ölmek heveslisiydim. Eğer bu dünyada yaptığımız her şey ahiret içinse, yaşamanın ne anlamı vardı ki? Cenneti garantile ve öl. Asıl amaçlar onun için olmalı, diye düşünüyordum. Tabii bunlar çocuk aklıyla düşündüğüm şeyler. O zamanlar yirmi beş yıldan fazla yaşamanın aptallık olduğunu düşünürdüm. Aptallık, çünkü ne kadar çok yaşarsak o kadar çok günaha batıyorduk. Aptallık, çünkü kıyamet bir an önce gelmeliydi. Bu rüya âlemi daha fazla uzamamalıydı. Gerçek yaşam, o sonsuz yaşam bir an önce bizim olmalıydı. Bu kısa yaşam bize ayak bağıydı. Bu düşünceler inançtan kopana dek, azalarak ya da artarak, beni kovaladı. Yaşamın sonsuz zevke açılan kapının anahtarı olması beni onulmaz biçimde eziyordu. Ne uğruna yaşadığımı kestiremiyordum. Şimdi bir ateist olarak elimdeki tek yaşam bu. Ve bu yaşamı, her ne olursa olsun, en iyi şekilde değerlendirmeliyim. Bir yerde görülecek bir şey mi var? Görmeliyim! Tadılacak bir şey mi var? Tatmalıyım! Elimden bir şey mi geliyor? Ardıma koymamalıyım! Ancak böylece yaşamın, yaşamanın hakkını veririm. Belki veremem bile. Ama en azından denemiş olurum. Tüm bunlara karşın inançlıyken daha huzurluydum. Bir yerlerden bizi gözeten, kollayan, dualarımızı dinleyen bir Tanrı ya da tanrıların olması düşüncesi hoşuma gidiyordu. İçimdeki beni bilen benden başka birinin olması, yalnızlık hissimi bastırıyordu. Bu, yeryüzünde görülmemiş tarifsiz bir huzurdu. Yalnız olmadığını bilmek huzuru. Şimdi içimde büyüyen yalnızlığı bastırmak için sürekli bir şeyler yapmam gerek. Gerçi içimizde büyüyen yalnızlığı bastırsak bile yeni huzursuzluklar peydah oluyor. Bizi bize tutsak eden huzursuzluklar. Keşke inanabileceğim bir Tanrı olsaydı,
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ümit Özdağ’ın Tutuklanması Üzerine
AKP hükümetinin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmiş değilim. Saçma sapan kararlarla ülkeyi yönetiyorlar. Gazetecileri, siyasetçileri, düşünürleri içeri alıp hırsızları, rüşvetçileri, yolsuzları dışarı salıyorlar. Şimdi de Ümit Özdağ hedefleri hâline gelmiş. Sanırım bütün muhalifleri içeri almayı düşünüyorlar. Sıra bize gelmeden bir çift laf etmemiz, ayağa kalkmamız, başkaldırmamız gerek. Bu ülke bu hükümetle daha fazla yönetilmemeli.
Duygu ve Düşünce
Bu da böyle olsun
6/10
Bu yıl bitirdiğim ilk kitaptı. Kitabın dili çok akıcı. İçeriğine değinmeden önce kısaca tanıtmaya çalışayım. İlginç bir konusu var. İntihar etmeye kalkışan bir kadını anlatıyor. Ancak kadının intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor ve gözlerini akıl hastanesinde açıyor. Okunası bir kurgu, tavsiye ederim. Ama çok da beklentiye girmeden okumanız gereken bir kitap. Yoksa hayal kırıklığına dönüşebilir. Artık içeriğine değinebiliriz. Uyandıktan bir süre sonra durumunu öğrenir: Kurtulmuştur ancak kalbinde onarılamayacak bir hasar vardır. Bir hafta içerisinde öleceği söylenir. Hastanede ilk olarak diğer hastalardan biri olan Zedka ile tanışırız. Zedka depresyondan dolayı oradadır. Zedka, bize ilk delilik tanımını Veronika uyandıktan kısa süre sonra verir: “Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir.” Daha sonra bu tanıma bir yenisini ekler: “Deli olmak, düşüncelerini iletmekten aciz olmak demek.” Bize dokunan bir diğer karakter de Mari olmuştur. Ancak açıkçası detaylarını pek hatırlayamadım bu karakterin. Daha sonra Eduard’ı tanıyoruz. Veronika ona kısa sürede âşık oluyor. Çeşitli olaylardan sonra birlikte hastaneden kaçıyorlar ve kitap bitiyor. Aslında okuyalı çok zaman olmadı ama birçok detayını unutmuşum. Bu da kitabın başarısızlığı bence çünkü sevdiğim kitapların ayrıntılarını uzun süre unutmam. Kitap, deliliği ve yaşamı sorgulatmak isteyen ortalama bir kurgu. Aynı zamanda da benlik kavramına da bir bakış atıyor: “Gerçek ben nedir?” “İçindeki sen, başkalarının biçimlendirmediği sen.” Dr. İgor bu sözleri söyleyen kişidir. Aslında Dr. İgor’a ve kitabın sonuna değinmeden yapılacak inceleme biraz eksik kalacaktır ama olsun. Varsın bu inceleme de eksik bir inceleme olsun.
Edebiyat
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,3bin okunma
Umut’un Umuda Yolculuğu
6/10
Çok akıcı bir roman. Kısa sürede bitirebilirsiniz. Basit bir aşk hikâyesini konu alıyor. Aslında kitabın biraz uzatılmış olduğunu düşünüyorum. Belki de romanın yarısı kadar bir metinle de aynı romanı yazmak mümkündür. Ama yine de boş vakit öldürmek için okunabilecek, duygu yüklü bir kitap. Aşk romanı severlere tavsiye ederim. Romanın incelemesine gelirsek, bu noktadan sonrasını kitabı okuyanların okumasını tavsiye ederim. Roman, ilk yarısında Yıldız ile Umut’un aşkını konu almaktadır. Karakter olarak Umut’un oturmuş bir kişiliği vardır. Net kararlar alır. Yıldız’ın ise silik bir kişiliği vardır. Bir karar almak için hemen “mahşerin dört atlısı”na başvurur. Ancak Yıldız bu silik kişiliğine rağmen Umut’a çeşitli şeyler dayatır. Örneğin cumaya gitmesini ister. Umut ise bunu reddeder ve gerekçesini de şöyle açıklar: “Sen istediğin için namaz kılarsam şirke girmiş olurum.” Bu ve benzeri tespitleri Umut’un zekasını ve tecrübesini bize göstermektedir. Açıkçası bunun gibi davranışları yüzünden Yıldız’ı pek sevememiştim. O yüzden Levent’le evlenmeleri Umut için bir kurtuluş niteliği taşıyor. Hem onun kenara çekilmesi ile Handan’ın, yani Umut’un çocukluk aşkının yolu açılmış oldu. Romanda çok fazla tesadüf unsuru var gibi: Sevim’le karşılaşmaları, Handan ile karşılaşmaları gibi olaylar bana çok tesadüfi geldi. Bir de Yıldız ile Umut ne ara dört yıllık sevgili oldular anlamadım. Açıkçası bir insanın eski sevgilisi için, üstelik kendisini terk eden biri için dört yıllık ilişkisini bitirmesi çok saçma bir durum. Her neyse, Yıldız Umut’u hak etmiyordu zaten. Hem Handan gibi erdemli ve güzel bir kadın varken Umut Yıldız’ı ne yapsın? Gelelim romanın sonuna. Bence yazar, Handan’ı kendi elleriyle öldürmek istemediği için romanı açık uçlu bırakmış.
Edebiyat
Gün YüzüAli Bektaş · Romanoku Yayınları · 2023405 okunma