Dalgın Adam

Dalgın Adam
@DALGINADAM
Kırıkkale
2 Temmuz 1999
26 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Bu da böyle olsun
6/10
Bu yıl bitirdiğim ilk kitaptı. Kitabın dili çok akıcı. İçeriğine değinmeden önce kısaca tanıtmaya çalışayım. İlginç bir konusu var. İntihar etmeye kalkışan bir kadını anlatıyor. Ancak kadının intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor ve gözlerini akıl hastanesinde açıyor. Okunası bir kurgu, tavsiye ederim. Ama çok da beklentiye girmeden okumanız gereken bir kitap. Yoksa hayal kırıklığına dönüşebilir. Artık içeriğine değinebiliriz. Uyandıktan bir süre sonra durumunu öğrenir: Kurtulmuştur ancak kalbinde onarılamayacak bir hasar vardır. Bir hafta içerisinde öleceği söylenir. Hastanede ilk olarak diğer hastalardan biri olan Zedka ile tanışırız. Zedka depresyondan dolayı oradadır. Zedka, bize ilk delilik tanımını Veronika uyandıktan kısa süre sonra verir: “Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir.” Daha sonra bu tanıma bir yenisini ekler: “Deli olmak, düşüncelerini iletmekten aciz olmak demek.” Bize dokunan bir diğer karakter de Mari olmuştur. Ancak açıkçası detaylarını pek hatırlayamadım bu karakterin. Daha sonra Eduard’ı tanıyoruz. Veronika ona kısa sürede âşık oluyor. Çeşitli olaylardan sonra birlikte hastaneden kaçıyorlar ve kitap bitiyor. Aslında okuyalı çok zaman olmadı ama birçok detayını unutmuşum. Bu da kitabın başarısızlığı bence çünkü sevdiğim kitapların ayrıntılarını uzun süre unutmam. Kitap, deliliği ve yaşamı sorgulatmak isteyen ortalama bir kurgu. Aynı zamanda da benlik kavramına da bir bakış atıyor: “Gerçek ben nedir?” “İçindeki sen, başkalarının biçimlendirmediği sen.” Dr. İgor bu sözleri söyleyen kişidir. Aslında Dr. İgor’a ve kitabın sonuna değinmeden yapılacak inceleme biraz eksik kalacaktır ama olsun. Varsın bu inceleme de eksik bir inceleme olsun.
Edebiyat
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Umut’un Umuda Yolculuğu
6/10
Çok akıcı bir roman. Kısa sürede bitirebilirsiniz. Basit bir aşk hikâyesini konu alıyor. Aslında kitabın biraz uzatılmış olduğunu düşünüyorum. Belki de romanın yarısı kadar bir metinle de aynı romanı yazmak mümkündür. Ama yine de boş vakit öldürmek için okunabilecek, duygu yüklü bir kitap. Aşk romanı severlere tavsiye ederim. Romanın incelemesine gelirsek, bu noktadan sonrasını kitabı okuyanların okumasını tavsiye ederim. Roman, ilk yarısında Yıldız ile Umut’un aşkını konu almaktadır. Karakter olarak Umut’un oturmuş bir kişiliği vardır. Net kararlar alır. Yıldız’ın ise silik bir kişiliği vardır. Bir karar almak için hemen “mahşerin dört atlısı”na başvurur. Ancak Yıldız bu silik kişiliğine rağmen Umut’a çeşitli şeyler dayatır. Örneğin cumaya gitmesini ister. Umut ise bunu reddeder ve gerekçesini de şöyle açıklar: “Sen istediğin için namaz kılarsam şirke girmiş olurum.” Bu ve benzeri tespitleri Umut’un zekasını ve tecrübesini bize göstermektedir. Açıkçası bunun gibi davranışları yüzünden Yıldız’ı pek sevememiştim. O yüzden Levent’le evlenmeleri Umut için bir kurtuluş niteliği taşıyor. Hem onun kenara çekilmesi ile Handan’ın, yani Umut’un çocukluk aşkının yolu açılmış oldu. Romanda çok fazla tesadüf unsuru var gibi: Sevim’le karşılaşmaları, Handan ile karşılaşmaları gibi olaylar bana çok tesadüfi geldi. Bir de Yıldız ile Umut ne ara dört yıllık sevgili oldular anlamadım. Açıkçası bir insanın eski sevgilisi için, üstelik kendisini terk eden biri için dört yıllık ilişkisini bitirmesi çok saçma bir durum. Her neyse, Yıldız Umut’u hak etmiyordu zaten. Hem Handan gibi erdemli ve güzel bir kadın varken Umut Yıldız’ı ne yapsın? Gelelim romanın sonuna. Bence yazar, Handan’ı kendi elleriyle öldürmek istemediği için romanı açık uçlu bırakmış.
Edebiyat
Gün YüzüAli Bektaş · Romanoku Yayınları · 2023405 okunma
Kara Paranın Peşinde Bir Ebrehe
8/10
Öncelikle kitabı beğendiğimi belirterek başlamak istiyorum. Siz de eğer kitabı okumamışsanız eğer, bir an önce okuyun derim. Zira yorumda bol bol kitabın içeriğinden bahsedeceğim. O yüzden kitabı okumadan incelemeyi okumamanızı tavsiye ederim. Romana Arap İhsan ile giriş yaptığımızdan ana karakterin o olacağını sanmıştım. Ama kitabın sonunda görüyoruz ki Arap İhsan sandığımız kişi bile bir düşten ibaretmiş. Yine de Arap İhsan’ın da olayları dolaylı olarak etkilediğini söyleyebiliriz. Kubelik’i bulup Rendekâr’ın Zagon Üzerine Öttürme’sini çevirtmesi Uzun İhsan Efendi’nin iç dünyasını allak bullak ediyordu: “Varım ama ben kimim?” (45. sayfa) Gelelim Bünyamin’e. Annesiz oğul. Meryem’siz İsa. Bir nevi Tanrı diyebileceğimiz bir babası var ama annesi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Gerçi romanın sonuna doğru babası hakkındaki gerçeği görüyorduk. Yani başlangıçta babasının da gerçekliği hakkında pek bir bilgimiz yoktu. Ben Bünyamin’in ana karakter olacağını bile kestirememiştim. Roman içerisinde de geçtiği gibi çok silik bir kişiliği var. Mesela babasına geçimlerini nasıl sağladığını bile soramamıştı. Onun yerine uyumayı seçmişti. Tabii bu tercih onu ana karakter yapıyordu: Ölü sanılıp da gömüldükten sonra mezardan çıkması ve Vardapet’in onu lağımcı yapması ile asıl macera başlıyordu. İlk kuşatmalarındaki temel amaç Zülfiyar adındaki bir casusu kurtarmaktı. Ne için? Bir kara para için. Bir yanlış istihbarat sonrası değerli sanılan bir para: Hiçliğin diğer yarısı. Kitapta her karakterin geçmişine değinildikten sonra asıl olaylara bağlanma şekline hayran kaldım. Her karakterin bir derinliğinin olmasını sağlıyordu bu durum. Yine de bazı karakterlerin olaylara ne gibi bir etki ettiklerini tam olarak çözemedim. Örneğin Alibaz karakteri. Yaptığı haylazlıkların dilencilere sorun
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
Kalbinde Eğri Bir Yara
(...) Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. (...) Âl-i İmrân 7 “Kalplerinde bir eğrilik olanlar”dan sıyrılması ne kolaymış, değil mi? İşine gelmeyen ayete “O müteşabihtir, gizini Tanrı bilir.” de geç. Tanrı’nın anlamını yalnız kendi bildiği ayetleri bizimle paylaşması mantık dışı değil mi? Biz eğer ondan bir anlam çıkaramayacaksak kutsal olduğu iddia edilen kitapta ne işi var? Sonuçta bu bir tekerleme kitabı değil. Bilirsiniz, bazen tekerlemelerde anlamsız sözler bulunur: Ya ve sin gibi. Ama o tekerlemedir, amacı oyun oynamaktır, birilerine bir şeyler öğretmek değil.
Din
Kadınların Şahitliğinin Yarım Olması Üzerine
(...) (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. (...) Bakara 282 Farkında mısınız, bilmiyorum ama “iki erkek olmazsa, dört kadın bulun” demiyor. Yani yarım şahitlik bile denemez buna. İlla bir erkek lazım. Bunun nedenini açıkçası tam olarak anlamadım. Zira Arap tarihine pek hâkim değilim. Bu yüzden bu ayetin indiği toplumda Kur’an’dan önce ne vardı bilmiyorum. Ancak zaten evrensel olduğu iddia edilen bir kitabı dönemine göre incelemeyi düşünmüyorum. Her ne kadar doğrusu bu olmasa da. Her neyse, günümüzden bakıldığında, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olması elbette ki kabul edilebilir değildir. Bu mantıklı bir tutum değildir. Günümüzde biliyoruz ki kadın zekası ile erkek zekası arasında büyük bir fark yoktur. Yani kadının şahitlik yönünden erkekten geri kalır bir yönü yoktur. Buna rağmen bir erkek şahidi iki kadın şahide denk saymak artık aklı başında birinin yapacağı bir şeye benzemiyor. Bu ayet, Kur’an’ın bin dört yüz yıl öncesinin hukukunu, anlayışını yansıttığını bize göstermektedir. Bugün için bu hukukun ve anlayışın bir değeri yoktur.
Din