Balarıları, öbür bir kısım tür arılar insanı sokunca iğneleri insanın etinde kalır, sokmayı canlarıyla öderlerdi. Oysa eşekarılarının iğnelerine hiçbir şey olmaz, arka arkaya, fırsat bulurlarsa yüz kişiye bile sokarlardı.
Martılar kanatlarını germiş telaşsız, uçmuyormuşçasına, gökyüzünde öyle kıpırtısız birer çaylak gibi, kanatlarını ince esen yele vermişler, öylece duruyorlardı.
Bu zeytinyağı yağ haline gelene kadar ne kadar, ne kadar çok emek yemişti. Önce zeytin fidesini dikeceksin, yetişmesi için ona bakacaksın, her yıl dibini kazacak havalandıracaksın, yabanileri aşılayacaksın, aşıyı tutturmak için usta bir aşıcı olacaksın, usta bir aşıcı olmak için de yıllar yılı deneylerden geçecek, sonunda da aşıyı tutturunca sevincinden göklere uçacaksın, sonra da uzun yıllar meyve versin diye bekleyeceksin. Önce, yedinci yılda bir tek ya da üç meyve verecek. İşte o ilk sevincin, ilk göz ağarındır, o ilk zeytini yemeyip bir armağan gibi saklayacaksın.