Ve insan kendine şöyle der-böyle acı çekmektense iyisi mi şimdi, hemencecik öleyim. Acının fiziği, insana ezici boşluktan ve yüz yüze geldiği ölümün o metafizik hiçliğinden kurtarır. 
Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için. Asıl mesele şuradaki sıkışma, parçalanma, kemiğin iliğine saplanan o keskin sancı ile baş etmektir, içine işlenen o bıçağı biraz da olsun köreltmektir.
İnsan hayatın bu son günlerinde en bilgece sözlerin söylendiğini, vasiyetlerin bırakıldığını, her şeyin özünden söz edildiğini düşünür... Ama acı her şeyi süpürüp götürüyor. Bezler uyuşturucu bantlar, yatıştırıcı haplar, üzerine kansızmış çarşaflar arasında dünya hakkında bilgelik ve zerafet de düşünmek mümkün değil.
Çok yoğun ve yakın bir etkileşim içinde olan, varlıklarını birlikte sürdüren iki sistem birbirinden ayrıldığında, ya da ayrılmaya zorlandığında, aralarındaki özel bağ devam eder. Ve eğer sistemlerden birinde bir şey olursa, diğeri binlerce kilometre uzakta olsa bile, aynı veya benzer bir şey onda da gerçekleşir. Olağanüstü durumlar için, ölüm ve ayrılıklar için bir teselli. 
Zaten artık sadece hastalar gazete okuyor. Bunda bir alamet var. Babam tüm televizyon haberlerini seyrediyor ve gazete okuyor, heyecanlanıyor, kızıyor. Bu dünyadan ayrılmak üzere olanlar neden hala onun haberlerini takip eder ki? Zaten yokuş aşağı sürüklenen bir dünyadan ayrılıyorum, dolayısıyla neden üzüleyim ki deyip kendilerini rahatlatmak için mi ? (Haberler ise gerçekten kıyamet gibi, kişisel kıyametlerimizle tam uyum içinde) yoksa bu dünyanın son dakikalarında, bilhassa hayatı oluşturan gündelik olayları, dünya dokusunu, küçük ayrıntılarını mı yaşamak istiyorlar?
Ya da belki sadece acıdan buruşmuş yüzleri görünmesin diye sayfaların arkasına saklanıyorlardır.