Spoiler içerir.
Uzun zaman sonra bana inceleme yazdıran bir kitap oldu Dracula.
Kitabın çok farklı bir hikaye anlatma tekniği var. Sanki olayların raporlanıp dosyalanmış hali gibi. Birçok kişinin günlüğünden yaşananları birleştirmeye çalışıyoruz. Bu ilk başta olaya sıra dışı bir atmosfer kattığı için ilgimi çekse de sonra sonra hala olayın içine giremediğimi hissettim. Ha bir şey olacak, ha bir şey olacak derken baktım ki kitabın sonuna gelmişim. Kitabın adının neden Dracula olduğunu sorguluyorum. Çünkü ben Dracula'nın genel vampir özellikleri haricinde hiçbir ayırt edici özelliğini göremedim. Diğer üç vampir kadın da gayet başrol olabilirdi. Onlar neden ön plana çıkmadı? Bana kalırsa Dr. Van Helsing kitabın adına daha uygun düşerdi. En azından okurken o beklentiyle okur, mücadelesini izlerdim.
Kitabı kapattım ve kafamda bir sürü soru işareti kaldı: Dracula neden Jonathan'ın ayrılmasına izin verdi? O kadar kişiyi öldürme ya da dönüştürme şansı varken neden sürekli Lucy ve Mina'nın peşine düştü? Hadi düştü diyelim, Dracula'yla mücadele eden kahramanlarımıza ne demeli? Bütün notlar bu kadar barizken, Lucy'ye olanlar hala yeniyken, Mina'yı nasıl gözden kaçırabildiler? Bu soruları çoğaltabilirim. Çünkü çok fazla eksik parça var. Özellikle Dracula'nın amacını hiçbir şekilde anlayamadım. Kan içmekse; fazlasıyla güçlüyken, her şekilde beslenme şansı varken kendini tuzağa düşürmesi bana garip geldi. Tamam Londra'ya gitmek istemesini anlıyorum ama neden sürekli bir kişiye takılıp kaldığını anlayamıyorum. Eğer öyle olmasaydı yakayı kolayca ele vermezdi.
Hayal kırıklığım da tam olarak bu: Dracula hiçbir şekilde ana karakter değil. O akıl hastası bile Dracula'dan daha ilginç bir karakterdi. Beklentim vampir romanı okumak olduğu için bunları söyledim. Daha derin felsefi