Simge

"gerçek aşkın yolu her zaman engebelidir." Her ilişkide "can alıcı nokta" elbette cinsel çekimdir. Onun ardından iki ayrı mizacın izin verdiği ölçüde peyderpey bir yoldaşlık gelişir. Evlilikten sonraysa, iki yol vardır: Ya yavaş yavaş büyüyen, temellenen bir dostluk, yani ilişkilerin en derini, en sevgi dolu, en tatlısı, sürekli yenilenen aşk ateşiyle sımsıcak, parıl parıl halde kurulur ya da bu süreç tersine çevrilir, aşk ateşi söner, dostluk gelişmez, bütün ilişkinin güzelliği kül olur gider.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir erkeğin bir kadına verecek hiçbir şeyi yoksa ve her şey kişisel albenisine bağlıysa, flört hamleleri sınırlanmıştır.
Sayfa 116·Kitabı okudu
O urganı geçen hafta birlikte aldık perşembe pazarından. Elişi dersi için, dedi bana. Hoca istedi, dedi. Kalın olsunmuş, dayanıklı olsunmuş, gemici düğümlerini gösterecekmiş hoca çocuklara... makromeden çiçeklikler örmüşlerdi ya geçen sefer..... bu kez de gemici düğümlerinden duvar süsleri yapacaklarmış Bir gün oğulları olursa oğullarının odasına.. olmadı kocalarına... olmadı yapıp satmak için dükkânlara. Allah neden kızımın kendini asacağı ipi cüzdanımdaki paralarla, kendi ellerimle aldırdı da çantamda taşıttı eve kadar? Neden çantamdan çıkarttırdı benim ellerime o ipi... önce mutfak masasının üzerine koydurdu? Sonra kapıdaki portmantonun kancasına astırttı... sonra yanına almayı unuttu diye üzerimde gecelik, elimde ip beni kızımın peşinden koşturttu... Neden?
Sayfa 108·Kitabı okudu
Alıntı
Sadece unutmak istiyorum... Sadece unutmak. Hani derler ya insan ölürken hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş, yok çocuğum, yalan. Ben ölüyorum ve hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden falan geçmeyecek. Hissediyorum. Ben unutmak istiyorum doktorcuğum. Eskiden olan her şeyi unutmak. İnsan ölürken geçmişi hatırlarsa çok üzülür değil mi? İnsan ölürken kendi kendini niye üzsün ki!
Sayfa 20·Kitabı okudu
Alıntı
Zor durumdaki yurttaşlarının bekasını sağlamak için başkalarının topraklarını alıp kendilerininkine katmak ya da başka birinin rızkına el koymak üzere yağmacı seferlere çıkmaya da başlamamışlar. Kesinlikle böyle şeyler olmamış. Bir araya gelip bir kurul oluşturmuş ve meseleyi enine boyuna masaya yatırmışlar. Hepsi de ne istediğini bilen, çok güçlü düşünürlermiş. Şöyle demişler: "Elimizden gelen çabayı gösterirsek bu ülke arzuladığımız huzur, rahatlık, sağlık, güzellik ve ilerleme standartlarında kabaca şu kadar sayıda insanı idame ettirebilir. Pekâlâ... Bundan daha fazla insan doğurmayacağız." İşte budur. Görüyorsunuz ya, onlar da anneydi ama bizim anladığımız anlamda çaresiz, istemsiz bir doğurganlıkla ülkelerini insanla dolup taşırmaya zorlanan, sonra da oturup çocuklarının acı çekmesini, günaha girmesini, birbirleriyle dövüşerek ölmelerini izlemek zorunda kalan anneler değil, Bilinçli İnsan Yaratıcıları olan annelerdi. Onlarda anne sevgisi vahşi bir arzu, salt bir "içgüdü" değil, tamamen kişisel bir duyguydu.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Alıntı