Zor durumdaki yurttaşlarının bekasını sağlamak için başkalarının topraklarını alıp kendilerininkine katmak ya da başka birinin rızkına el koymak üzere yağmacı seferlere çıkmaya da başlamamışlar.
Kesinlikle böyle şeyler olmamış. Bir araya gelip bir kurul oluşturmuş ve meseleyi enine boyuna masaya yatırmışlar. Hepsi de ne istediğini bilen, çok güçlü düşünürlermiş. Şöyle demişler: "Elimizden gelen çabayı gösterirsek bu ülke arzuladığımız huzur, rahatlık, sağlık, güzellik ve ilerleme standartlarında kabaca şu kadar sayıda insanı idame ettirebilir. Pekâlâ... Bundan daha fazla insan doğurmayacağız."
İşte budur. Görüyorsunuz ya, onlar da anneydi ama bizim anladığımız anlamda çaresiz, istemsiz bir doğurganlıkla ülkelerini insanla dolup taşırmaya zorlanan, sonra da oturup çocuklarının acı çekmesini, günaha girmesini, birbirleriyle dövüşerek ölmelerini izlemek zorunda kalan anneler değil, Bilinçli İnsan Yaratıcıları olan annelerdi. Onlarda anne sevgisi vahşi bir arzu, salt bir "içgüdü" değil, tamamen kişisel bir duyguydu.