Bi kaç gün önce bitirdim. Victor hugo göremediğimiz kentleri bizlere sanki görmüşüz gibi anlatma yeteneğine sahip. Bu beni biraz sıkmışti aslinda.
500 sayfalık bir eserin yarısı etrafını anlatmak ile geçiyor.😊
Tabii ki de şehre özel bir ilginiz yoksa özellikle "Kuş Bakışı Paris" bölümünde oldukça sıkılmış olabilirsiniz. Okuyucuların hatrı sayılır bir kesimi ilk 200 sayfa için bu fikirde. Ancak ben hem mimariye hem şehre olan ilgimden ötürü çok büyük bir zevkle okudum bu gibi kısımları. Özellikle de mimariyi ve ruhunu düşündürüşü, sanatın yok edilmesine neden olan mimarları okuyucuya hatırlattığı bölüm oldukça etkili geldi bana.
Eserin kaleme alındığı, sosyolojik eleştiri ortaya koyulduğu dönemin tarihini, Paris'ini, belki o kasvetli havayı, kiliseleri, katedralleri, bu yapıların detaylarına kadar neden ortaya çıktıklarını uzun uzun ele almış Hugo. Güzel kalemiyle uzun uzun bahsetmeseydi de eserin içine giremez, her şeyi canlandıramaz, meselenin özünü elbette anlasam da hiçbir tat almaz ve bu kadar etkilenemezdim gibi geldi bana.
Mekân ve zamanla bir bütün olan edebî eseri bunların betimlemelerinden ayrı tutmak eseri diğerlerinden daha özel kılmazdı da. Dediğim gibi bence Hugo, eşsiz diliyle Paris'i bu kadar güzel anlatmasaydı okuyucularına; ne Quasimodo'dan ne Esmeralda'dan ne her şeye şahit olan Notre Dame'dan ne de katedralin çatısından kapkaranlık bir Paris çizişinden keyif alabilirdik.