"Böylece en başından itibaren gelip geçici olanların değil de, hakiki olanların peşinde koşturduğu için hiçbir şekilde mutlu olamadığını anlayan ve sıradan sevinçlerin, sıradan mutlulukların ve sıradan hazların hakiki sevincin, hakiki mutluluğun ve hakiki hazzın birer gölgesi ya da kopyası olduğunu idrak eden Augustinus, en sonunda yolculuğuna başladığı yere, yani hafızaya geri dönüp bakar ve görür ki, yaşamının hakiki soluğu olan Tanrı ve hep tatmak istediği mutlu yaşam olanca haşmetiyle yine hafızasında bulunmaktadır. Şöyle haykırır: “Bak, seni ararken, hafızamda ne geniş yollar kat ettim ya Rab ve seni onun dışında bulamadım. Çünkü seni ilk öğrendiğim andan itibaren hatırıma gelenler dışında seninle ilgili hiçbir şey bulamadım. Çünkü seni ilk öğrendiğim andan itibaren seni hiç unutmadım. Hakikati bulduğum yerde Tanrı’mı da buldum; Hakikati ilk öğrendiğim andan itibaren onu hiç unutmadım. Demek ki seni ilk öğrendiğim andan itibaren hafızamdasın ve ben seni hatırlayınca ve senin hazzına varınca seni orada buluyorum. İşte bunlar benim kutsal hazlarım, bunlar yoksulluğuma merhamet gösterip senin bana bahşettiğin hazlar.”