Şehri, insanı, sokağı, kahvesi, bütün sefaletiyle bir toplumun,
şark ülkelerinin acı manzaraları ve bunu bir taraftan delip
öbür tarafına geçen ve bir projektör aydınlığında gösteren bir
gün ışığı, yani İslâm. Yani İslâm, tek bir ferde hitap eden
mücerret yanıyla değil, tarihin belli bir döneminde en trajik
şartları yaşayan Müslüman bir milletin halini tesbit için
Akif’in şiirine giriyor; aynı şekilde, toplum ve hayat,
biyolojik ve sosyolojik bir gerçek olarak, genellikle, insanın
tabiat ve ötesi karşısındaki durumuyla değil, aynı dönemdeki
tarihî ve aktüel şartlarıyla aynı süre konu oluyor.