Aslında ilk bitirdiğimde yazacaktım ama kısmet bugüneymiş.
Benim bu kitapta takıldığım kısım “Kral kaybetti”den ziyade, “Kral nasıl kaybetti ve Kral’a kaybettiren ne oldu?” sorusu.
Kralımız hayatı boyunca suçu hep başkalarında aradı. Dönüp kendisine hiç, “Ben nerede hata yapıyorum?” demedi. Ortada bir yanlış olduğunda bunu hep dış güçlere, dış etkenlere mal etti. Kendisini sorgulamaktan uzak, kendine körü körüne inanan bir narsistti.
Ve günün birinde, dünyanın ondan daha büyük bir yer olduğunu; her şeyin onun etrafında dönmediğini fark etti. Bir nevi “mağara alegorisi” gibi… Işık gözünü kör etti ama gözlerini ovuşturup gerçek dünyaya bakmakta oldukça geç kaldı.
Benim felsefemde her zaman iğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batır vardır. İnsan olarak dünyaya gelmiyoruz; insan olmak için dünyaya geliyoruz. Büyüyoruz, düşünüyoruz ve düşüncelerimizin genişliği kadar gelişiyoruz. Ama her olayda suçu başkalarına yüklediğimiz sürece, değişime ve gelişime kafa tutmuş oluruz. Sonunda acınmaya bile değmeyecek sefil yaratıklar yaratırız sadece.
Gerçek krallar; değişime ve gelişime açık, vicdan sahibi, düşünen insanlardır.
Ve onlar asla kaybetmezler.
Dipnot: Sevgili kızçelerim küçük dağları ben yarattım edasıyla gezen kişilerin, o dağlarda bir kum tanesi bile olamadıkları kulağınızdaki en güzel küpe olsun. Büyüsüne kapılıp, hayatınızı zehir etmeyin.