Nuran Bakan

Nuran Bakan
@Darcy2019
“Çocukluğunu cebine koy ve kaç, çünkü yapabileceğin tek şey bu”
Elini tutsam,Elini tutsam, Dünyanin öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, Dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, Hava açtığında yıldızlarım olur musun? Bulutlar göğü kapladığında pusulam olur musun? Mihengim, turnusol kağıdım, Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim olur musun? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, Saklanmak istediğimde duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mahpushanem olur musun? Üşürsem evim, yorganım, Sığındığım kucağım olur musun? Çölümde vaha olur musun, vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastıgı gibi, beni bağrına basar mısın? Şak Şak yarılsa bile, gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın? bana Gitmek istersem, gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam hurilerim olur musun? Soğanda sarımsakta gözüm yok tih çölünde gözüm yok Ateş almaya gidersem kırk vakit sonra dönsem de Aynı yerde Beni bekler misin? Arkadaşlarım ailem kavmim beni terk ederse ve ben ailemden kavmimden kaçarsam bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin? Ot binmeyen bir vadide yalnızca ALLAH’a emanet edilip gidersem sende, sende beni kınamaksızın ona güvenir vesayre eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanda da coşkum Kalbim işgale uğrarsa rehberim olur musun? Arkadaşım, Yoldaşım, Sırdaşım, Huzurum, Sürurum, Nurum, Zihnetim, Nimetim, Cennetim Olur musun?
Şiir
Reklam
Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va- rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya... Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal- gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya- kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
Şiir
Fatih, çok sinirli bir padişah olduğu için camiyi yapan mimarbaşını azarlar ve: - Benim camimi niçin Ayasofya kadar yüksek yapmadın deyince, mimar: -Padişahım İstanbul'da çok deprem olur, sağlam olsun da ebedi kalsın diye öyle yaptım. Bu yüzden iki sütünu üçer arşın kesip Ayasofya'dan biraz alçak yaptım der. Fakat Fatih "özrü kabahatinden büyük" diyerek mimarbaşının bileklerini kestirir. Ertesi gün mimarbaşını hakkını aramak için devrin şeyhülislamının huzuruna gider, Fatih'i şikayet eder ve: -Kanunun önünde yüzleşmek isterim der. Bunun üzerine Fatih derhal mahkemeye davet edilir. Haberi alan Fatih: -Emir Peygamber efendimizin emridir der. Kaftanını giyer, kemerine bozdoğan bir topuz takar ve Bab-ı Şerif'e gelir. Oradakilerle selamlaştıktan sonra oturmak ister. Mahkeme kadısı: -Oturma beyim! Sizi şikayet edenle yüzleşip beraber ayakta durun der. Ardından mimarbaşı derdini anlatmaya başlar: -Sultanım ben bilgili ve usta bir mimarım. Bu adem benim camimi niçin alçak yaptın diye beni cezalandırdı. Bu cezadan sonra ben nasıl geçimimi sağlarım der ve ardından da: -Emir Yüce dinin kurallarınındır der. Adamın sözleri bitince kadı: -Beyim ne dersin? Bu adamın ellerini siz mi kestiniz, deyince Fatih: -Vallahi Sultanım! Bu adam benim Mısır haracı olan sütunlarımı kesip de camimi alçak bırakınca ben de ellerini kestim der ve ekler: -Emir Yüce dinin kurallarınındır. Mahkeme kadısı her iki tarafı da dinledikten sonra Fatih'e dönerek : -Beyim şöhret afettir. Cami sahrada ya da açıkta olsa, veyahut alçak olsa ibadete engel herhangi bir şey yoktur. Senin taşın kıymetli bir mücevher bile olsa taş yine bir taştır. Halbuki bu adam bir insandır ve melekten üstündür. Böyle kıymetli bir insan kırk yılda hasıl olur. Siz ise öfkelenmişsiniz ve kanuna aykırı hareket etmişsiniz. Bu adam
Alıntı
Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz..