Deniz kıyısında yaşamaya alışmış bedeni, su istiyordu; nem, çiy, bulut, sis özlüyordu. Ama bu özlemden de daha çok yüreğini yaralayan şey, yenilmişlik ve çaresizlik duygusuydu...
Lakayt olmak, çevresiyle ilgileniyormuş, üzülmüyormuş, sevinmiyormuş gibi durmak; doğru dürüst bir konuşma bile sürdürememek; küçük cümleler, ağızdan gelişigüzel fırlayan kelimeler hatta seslerle idare etmek...
Mademki insanlar birbirine acı veriyordu, o zaman en güzel şey hayata meydan okumak ve mutlak yalnızlığı seçmekti. İnsan ilişkilerinde yetersizdi, eksikti...