Shakespeare'in düşüncelerinde gizli gibiydi; "Çünkü insanın gerçek hikâyesi, söylediği cümlelerde değil; sustuğu yerlerde gizlidir. içimizde sakladığımız bakışlar, kimseye anlatamadığımız hayaller ve geceleri yalnız kaldığımızda düşündüklerimiz...
Asıl 'biz', biraz da onlardır."
Freud, bu duruma psikanalitik bir yorum yapar ve şöyle der: "Insan en çok, saklamaya çalıştığı duygudur. Bazı yaralar konuşulmaz... çünkü insan bazen kendi gerçeğinden bile korkar."
Dostoyevski bütün söylenenlerden sonra başını eğip: "En acısı da şu... İnsan bazen kendi içinde olup biteni bile anlayamaz" der.
Bu yorumun taşıdığı anlam kadim filozof Sokrates'in düşüncelerinde kendine yer bulur. Nitekim Sokrates:
"Önce kendini tanı. Çünkü dünyadaki en uzun yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur." diyordu.
Sokrates'in bu yorumuna ezeli düşmanı Nietzsche hafifçe gülümseyerek: "Eğer huzur istiyorsan, sorgulamayı bırak.
Ama gerçekten kendini tanımak istiyorsan, aramaya devam etmek zorundasın. Çünkü insanın en büyük uçurumu, kendi içidir." diyerek kişiyi kendinden uzaklaştıran bir söylemde bulundu.