sümeyra

Deneyimsiz bir genç için kendini dünyada yapayalnız, bütün bağlarından kopmuş hissetmek, varmak istediği limana varıp varamayacağını bilememek, terk ettiği yere dönmek için ise artık önünde bir sürü engel olması çok tuhaf bir duygu.
Reklam
“Kırlarda rastaladığım bütün yalnız evlerin önünde kendi kendime, bu evlerden birinde memnuniyetle ömrümü geçirebileceğimi söylüyorum çünkü onları en güçlü yanlarıyla, külfetlerinden arınmış olarak görüyorum. O evlere sıkıcı düşüncelerimi, bayağı alışkanlıklarımı henüz taşımadığımı, dolayısıyla manzarayı bozmadığımı düşünüyorum.” O evlerin önünde durup beklemeyiz, bir film şeridi gibi geçer her şey tren hareket etmeye devam eder, zihnimiz bu evlerin uzak ve güzel ihtimaline takılıp kalır. Evleri yapan da bozan da bizim düşüncelerimizdir aslında. Zihnimizin, kalbimizin içinde neyi dolaştırıyorsak bir eve baktığımızda gördüğümüz şey de o oluyor. Sadece evlere değil, aynaya ve dünyaya baktığımızda da… Çocukken gelecekte her şeyin çok daha iyi olacağını düşünür insan. Tüm sıkıntıların geçeceğine, zorlukların biteceğine, daha güzel şartlarda yaşayacağımıza inanırız. Gençlik döneminde bu inanç artar çünkü kendimizi avutmaya ihtiyacımız giderek büyür ve hayat o tren penceresinden izlediğimiz evler gibi görünür gözümüze. Fakat orta yaşlara doğru gerçeklerle yüzleşmeye başlarız, olduğunuz şeylerin aslında gerçekleşmesi imkansız hayaller olduğunu fark ederiz. Hayatın en zor ve kilit anlarından biris işte burasıdır, ya budurumu kabul edip yaşantına devam edeceksin ya da tüm olanlara isyan edip sonucu dünden belli bir kavgaya tutuşup kalan günlerini kendine zehir edeceksin. Hayat biraz da zehir olmuş günler demektir zaten. Dolayısıyla bir şeyleri kabul etmeyi öğrenmeden önce o zehiri hepimiz bir parça tadarız. Sonra bir an gelir yazgımız bizi bir şeylere ikna eder ve tüm bu olanlara razı geliriz. Bu razı geliş insanın olgunluk tacıdır. Ahmet Amiş Efendi şöyle der: “ Bir matlûbun hasûlü veya âdem-i hasûlü nezdinde müsavi değilse nâkıssın evlâdım.” Günümüz Türkçesiyle: “Arzu ettiğin
Sizde sıkıldınız mı travmalarınızdan Aynı bahçeden kovulmuşuz gibi aynı acıyı taşımalarımızdan İnmek isteyip de güç yetiremediğimiz tren raylarından İnsan bazen sıkılıyor işte, çok şükür Buna da şükür sıkılıyoruz demek ki yanlış zamanın doğru yerinde bekliyoruz.
Bize düşen; taraf olmamız gereken yerde taraf olmak, istikamet üzere yaşamaya talip olmaktır.
bir şiir yazmalıyım kardeşlerim kuyuya atmadan kalbimi iki kere iki dört etmeden bir şiir, alıngan selamlara benzeyen yaprağın rüzgara sesini verdiği gibi gürgenleri ve geceleri uçmayan serçeleri ceplerinde taşısın bu kör dünyayı karşıdan karşıya kimin hatırı yetecek geçirmeye eski bir çini oluyorum böyle susunca unuturken kazandığı tüm savaşları alzheimer bir komutan neyse takılan aklına, ona bir şiir sürülürken o büyük tarla, payıma düşen ey ben yoldan kaldırılan taş mıyım içeride unutuldu anahtar yüzyıldır göğsüm çekilmiş tabanca kadar ağır