Yine olumsuzluğun çarkları dönmeye başladı…
İnsanın yazgısı karakteri gibidir, karakteri de yazgısı gibi. Değişmez.
Neyse o, neysen osun.
Herkes anlaşılmak istiyor, kimse anlamak istemiyor.
Asıl insanı hasta eden; hissettiği şeyi ifade edememek, kelimelere dökememek.
Belki duygularının birkaç gramını bile çevirebilse, içinde ne kadar iyi şeyler beslediğini yansıtabilecek…
Savunmasını sadece kendi kendine, iç dünyasında, “iç konuşma” lügatında anlatmaya başladığı andan itibaren, artık bu dünyadan kopma yolunda ilerlemeye başlar.
Bir zamanlar hep değer verdiğim arkadaşlarım olmuştu.
Onlar sadece benim için değerliydiler.
Hiçbir zaman herhangi biri için “değerli” mertebesine ulaşamadım; olmadım, olamadım.
Her seferinde ya sözlerim ya hareketlerim buna engel oldu.
Her şeye rağmen tanıdığım bütün insanlara iyi duygular besledim; hissettirmeden, içimden…
Aslında benim dünyam içimdedir. Orada kendimle bol bol vakit geçiririm.
Birbirimize fıkralar anlatırız; o kadar gerçekçi olur ki anlattıktan sonra gülerim.
Deli olduğumu sanırlar…
Herkese defalarca hak tanıdım. Kusuru hep kendimde aradım ve her seferinde bir şeyler uydurdum; yalnızlıktan kurtulmanın en ucuz yolları…
Her seferinde istenmediğimi gayet iyi biliyordum.
Acaba yalnızlık mı çekiyordum, yoksa yalnız mı kalmak istiyordum?
Yoksa diğer alanlardaki başarısızlığımı göz önüne getirip yeniden hüsrana uğramaktan mı korkuyordum?
Şu an yazdıklarım ne kadar deliliğe bağlansa da, bu satırları okuyan her kimse bunları hissetsin isterdim.