Hangi yarın, hasatsız geçen uzun mevsimlerin acı hatıralarını zihinlerimizden silebilir?
Hangi yarın, kurumaya doğru yürüyen bir ağacın dallarına bahar çiçeklerini hatırlatabilir?
"Elalem ne der?" nöbetlerine kapılıp mütevazı dünyamı terk edemem.
Bazen çorabı delik,bazen pantolonu ütüsüz,bazen geleceği karanlık,bazen geçmişi kalabalık dolaşabilirim.
Ama gönlü yamuk, beyni bükük dolaşamam.
Ben aynalardan kaçamam.
Baktığım her yüzde ,tuttuğum her elde,dokunduğum her tende kendimi görürüm.
...
Her gün haritamı değiştiremem.
Ne isem oyum,başka bir şey değilim!
Olamam!
Peki ben ne biliyorum?
Bana öğretilen hayat bilgisini...
Peki ya ölüm?
Onu da bilmiyorum.
Ama bildiğim önemli bir şey var:
Bilmediğim şeylerin çokluğu , yaradanın büyüklüğüne atıftır.
Kendimi bilmiyorum.
Bazen dünyayı içime sığdıracak kadar genişliyor yüreğim,bazen kendi çırpıntılarına bile dar geliyor.Bazen küçük bir gülücük bile yetiyor içimi ısıtmaya,bazen dağlara yükselen kahkahalar yetmiyor bile yüzümü güldürmeye . Bazen inanılmaz derecede uçarı ,bazen iflah olmaz biçimde kanadı kırık oluyorum.
Hep aynı beden içinde yaşıyor; ama kendimi bilemiyorum.