Aşkın daha önce görmediğim bir yüzünü, istismar ve şiddetin sonuçlarını, dışarıdan bakılıp verilebilecek hükmün içeriden o kadar da kolay olmadığını anlattı bu kitap bana. Lily’nin hem çocukluğu hem de yetişkinliği için çok üzgünüm. Bunu yaşamış, yaşamak zorunda bırakılmış herkes için çok üzgünüm.
Hep “Bu kadınlar kendilerine şiddet uygulayan bu erkekleri nasıl hala sevebiliyorlar? Nasıl onlara geri dönebiliyorlar? Nasıl kendilerine bunu yapabiliyorlar?” diye düşünürdüm. Çizgilerim çok netti, yapılması gereken terk etmekti ve üstünde düşünmeye gerek dahi yoktu. Bu kitabı okumadan önce tam olarak böyle düşünürdüm. Hala aynı sonuca varılması gerektiğini düşünüyorum ancak bu kararın neden o kadar da kolay verilemediğini, o kadınların nasıl hala sevebildiklerini anlıyorum. Lily bunu anlamamı sağladı. Sadece bu durumda da değil, artık dışarıdan verilebilen hükümlerin görünmeyen bir sürü yönü es geçtiğini de anlıyorum.
Bu kitap benim başlamadan önce umduğum gibi romantik, iç ısıtan ve yeri geldiğinde ağlatan bir aşk romanı değil. Ben çok farklı bir şey umarak okumuştum ancak karşıma çıkan şey ile çok daha memnun oldum. Bu kitap aile içi şiddete şahit olarak büyüyen bir kızın büyüyüp kendi kızı olduğunda onu aynı durumdan korumasının hikayesi. Onlarla biten bir hikaye.