O, yanmayı bile beceremeyen, orta yerinden kırılmış bir kibrit çöpü gibi hissediyor. Her sigarasını bir kibritle tutuşturuyor ve sonra, o kibrit alevinin parmak ucuna kadar ulaşmasına müsaade edip tenindeki sızının onu yok etmesini bekliyor.
Yanmanın ne demek olduğunu böyle öğreneceğini zannediyor. Bir yara nasıl iyileştirilir, bilmiyor ama yanmak istiyor. Bense onun dudaklarında her gün en baştan, yine yanan o sigara izmaritiyim işte.
Yanmanın ne demek olduğunu biliyorum. Yanmak, seni sevmek demek, kibrit. Ben seni çok sevdim.
Bazen bir şey içimizi parça parça eder. Bunu kimse duyamaz, biz bile. Buna rağmen o şey korkunç acı verir. Acısı öyle şiddetlidir ki açtığı yaranın bir daha iyileşmeyeceğini sanarız. Bin yıl geçse bile.
Biz birbirimize aitiz. Çünkü farklıyız. Kimse bizi anlamasa da biz anlaşıyoruz. Birbirimize yardım ettiğimiz müddetçe ikimiz de artık yalnız kalmayacağız.