Bir insanın kendi evini inşa etmesi, bir kuşun kendi yuvasını yapması gibi münasiptir. Belki de insanlar barınaklarını kendi elleriyle inşa edip kendileri ve aileleri için gerekli olan gıdayı basitçe ve dürüstçe temin etseler, kuşların bir işle uğraşırken şakıdıkları gibi evrensel bir meleke geliştireceklerdi. Ama heyhat! Biz tıpkı yumurtalarını diğer kuşların yaptığı yuvalara bırakan ve ahenksiz, gıcır gıcır ötüşleriyle hiçbir gezgini neşelendirmeyen sığırcıklar ve guguk kuşları gibiyiz. İnşa etmenin zevkini ebediyen marangozlara mı bırakmalı yoksa? İnsanların deneyimlerinde mimari tam olarak neye denk geliyor? Yürüyüşlerim boyunca bir kez olsun kendi evini yapmak gibi basit ve doğal bir işle uğraşan tek bir insan evladına rastlamadım. Biz topluma aitiz. Dokuzu bir adam edenler yalnızca terziler değildir, vaizler, tüccarlar ve çiftçiler de öyledir. Peki bu iş bölümü nerede sona erer ve nihayetinde neye hizmet eder? Şüphesiz başka biri de benim yerime düşünebilir, ama bunu benim kendimi düşünmemi göz ardı edecek şekilde yapması kabul edilebilir değildir.