Gökhan UÇAR

Gökhan UÇAR
@Defender
Kitap - Dolma Kalem - Keman - El Yazısı
Uluslararası İlişkiler
Eskişehir
208 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Hitlerleri, Eichmanları, Miloseviçleri hedeflerine ulaştıranlar yalnızca kendileri gibi olanlar değil, onlardan korkanlardır da. Çünkü ölümseverlerin dışında kalanlar, bu kişilerden çoğunlukla öylesine korkarlar ki, korkularının bilincine varmaktansa onlara hayranlık duymayı yeğlerler. Zordur korkuyla yüzleşmek, üstelik çelişki ve belirsizlikler insan aklını yorar, tahammülü zor bir duygu durumu yaratır. Galip gelme arzusu, bu duygu durumundan kolayca kurtulmanın en açık görünen çıkış kapısıdır. Her galibiyet bir mağlubiyet gerektirdiğinden ve galip gelmeyi isteyen çok, ama mağlubiyete boyun eğen zor bulunduğundan, genelde dönemin galiplerinin safları da daha sık, daha kalabalık görünür. "İnsan insanın kurdudur" da diyebilirsiniz, "İnsan insanın sığınağıdır" da.
Sayfa 361
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Siyasal partilerin yöneticilerinin veya taraftarlarının söylemlerini tek tek incelediğinizde -buna uç partiler de dahil- söylemlerinde toplumsal çözümsüzlüklerin ötekinden kaynaklandığını, ötekileştirmeyi ötekinin yaptığını ifade eden cümlelere rastlamamanız mümkün değildir. Aslında "ötekileştirmeyi ötekinin yaptığı" ifadesi kendi içinde bir ironi ile herkesin bir "öteki" olduğunu yani kolektif anlatıların oluşturduğu naif gerçekçiliği yaşadığını ifade etmektedir. Çemberin, aslında bu kısır döngünün son halkasını ilk halkasına bağlayan ifade ise "öteki beni ötekileştirdiği için..." şeklinde vücut bulmaktadır.
Sayfa 343
Ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun, her propaganda her zaman algıları değiştiremez. Bunun için algının değişmesine zemin olabilecek geçmişten gelen bir anlatı olması şarttır. Kolektif anlatıların, propaganda kaynağı olması, uzun süreli propagandanın kolektif anlatı kaynağı olabilmesi mümkündür. Ancak ikisinin aynı şey olduğunu söylemek çok mümkün değildir. Propaganda bir kişi ya da topluluğu bir konuda ikna etmek üzere kullanılan çoğu zaman geçici bir gereçtir. Kolektif anlatılar ise çoğunlukla çocukluk dönemlerinden başlayan ve toplumun kimliğini belirleyen özellikleri içeren uzun süreli anlatılar olarak farklılık göstermektedir.
Sayfa 337
Her ne kadar son bir kaç on yıl içerisinde gündeme gelmiş olsa da naif gerçekçilik tehlikesinin farkına varan belki de nen eski bilim insanı İbn-Haldun'dur. Mukaddime isimli eserinde, yanlış ve tek boyutlu anlatıların aksini ispata yönelik ifadeleri okumak mümkündür.
Sayfa 333
Kolektif anlatıların gerçekliğin algılanmasına yönelik etkisine uluslararası ilişkiler teorisyenleri de dikkat çekmektedir. Çoğu dış politika çalışmaları da Henry Kissenger'ın şu ifadesini temel alarak yürütülmektedir. "Önemli olan neyin gerçek olduğu değil, neyin gerçek olarak algılandığıdır." Bu noktada şu ayırımın yapılması çok önemlidir. Kolektif anlatı, eğer doğruları ifade eden ve çok boyutlu ise, yani konuyu tüm yönleri ve tarafların tamamının görüşlerini ve kanıtlarını içeren nesnel bir anlatı ise barışın, tek-boyutlu ve yanlışları doğrulayan öznel bir türde anlatı ise çatışmanın kaynağıdır. İlki gerçekçiliği, ikincisi naif gerçekçiliği ortaya koyar. Bu yazıdan her türlü kolektif anlatının değil sadece tek-boyutlu kolektif anlatıların bir sorun olarak ifade edildiği anlamının çıkarılması gerekir.
Sayfa 297