Çevremizde olup bitenler hakkında sahip olduğumuz kanaatler, çoğunlukla kolektif belleğimizin rehberliği eşliğinde algıladığımız veriler üzerinden şekilleniyor. Henüz öğrenmeden biliyor, sorgulamadan inanıyor, incelemeden yargılıyor ve üstelik çoğu zaman da bütün bu bilişsel sürecin farkında bile olamıyoruz. Kendimizi son derece objektif, bizim gibi düşünmeyenleri ise önyargılı, irrasyonel, taraflı ya da yeterli bilgi sahibi olmamakla suçluyoruz.
2011'de Norveç katliamını gerçekleştiren Anders Breivik'in yayınladığı manifestoda 86 kez Viyana kapılarından söz etmesi tarihsel ötekiliğin seçilmiş travmasının yasının sürdüğünün bir işareti olmakla birlikte benzer saldırıların tetikleyicisi olmaya adaydır. İstanbul'un işgalinin de önemli bir travma olduğu saldırganların blog yazılarında, manifestolarında beş asırdır işgal altında olduğu ifadelerinde görülmektedir. Nitekim 2019 yılının Mart ayında Yeni Zelanda'da camiye yapılan katliamın saldırganının hazırladığı manifestoda Türklerin boğazın diğer yakasından atılması gerektiği düşüncesinin paylaşılması toplumsal olarak sistemli ya da sistemsiz İslamofobik/Türkofobik saldırıların yıkıcılığının yanı sıra psikolojik derinliği göz ardı edilmemelidir. Bu tarz saldırılar "öteki"nin araçsallaştırılmasının toplumsal bir sonucu olarak kabul edilebilir.
Bilimin Avrupa'da ilerlemesinin hızlı olması, bilimin tek üreticisi olduğu anlamına gelmemekle birlikte yapılan çalışma ve araştırmalar birçok bilginin Avrupa'ya Doğu'dan, Müslümanlar, Araplar veya Türkler aracılığıyla da getirildiği sonucunu vermektedir.
Günümüzde İslamofobi dediğimiz olgunun İslam düşmanlığı ya da İslam'dan/Müslüman'dan korkma ile bir böcek, fare ya da hayvandan korkma fobisinden farklı olarak algılandığı bilinmektedir. Nitekim İslamofobik söylemlerin yer ettiği öncelikli Batı (Avrupa, ABD) ülkelerinde Müslüman nüfusun kendilerini tehdit ettiği gerekçesiyle Müslümanların ötekileştirildiği görülmektedir. Oysa Hristiyan nüfusun fazla olduğu bu ülkelerde seçilmiş travma olarak görülen Haçlı Seferlerinin, yüzlerce yıllık bir kolektif ruh yaratmasıyla birlikte Müslüman'ın "öteki"leş(tiril)mesi adeta doğal neticedir. Psikolojik terminolojide aynı anlamda kullanılamayacak olan korku/fobi kavramları, söz konusu olan şey ötekileştirmek olduğunda birleşmekte, bilinçaltındaki travmaları kaşımaktadır. Yaşadığımız yüzyılda İslam aidiyetindeki kişilerin topyekün cihat gerçekleştirmediği göz önünde bulundurulduğunda, bu ötekileştirmenin tarihten gelen etkisiyle kitle psikolojisini güçlendirdiği düşünülmektedir.