Aslında bu incelemeyi duygularım daha tazeyken yapmak isterdim ama başarılı olamazdım. Şimdi bile bilmiyorum nasıl anlatacağımı.
Almanya'dan iki yıldır görmediğim kuzenlerim gelmişti, onlarla vakit geçirmeyi kitap okumaya tercih etmem gerekiyordu. Ama aklım her daim kitaptaydı. O "Gün bitse de kitap okumaya geri dönsem.", bekleyişi içimi kemirdi. Günün sonunda kitabı elime aldığımda hala neler olacağını merak ediyordum, bu yüzden yavaş okuduğum için kendime sövüyordum. Saniyede bir sayfa falan okumak istiyordum ki iki dakikada ancak bir sayfa okuyabildiğim için kendi kendimi zor duruma sokmuştum.
Eskiden "Romantik mi!? Dram mı!? IYY!!! Ben ekşın seviyom ağbii...", şeklinde takılan biriyken şimdi romantik şeylere düşüyorum. Bu iki oğlumuzu okumak o kadar zevkli, güzel ve... üzücüydü ki.
Okuduğumun ikinci gününün sabahında elime aldım kitabı ve uyku sersemiyken arka kapağı okudum. İlk okuduğumda hiçbir şey ifade etmemişti benim için ama kitapta bir yüzüncü sayfaya gelince, yani neyin ne olduğunu bilince arkada spoiler olduğunu fark ettim, ne kadar moralim bozuldu anlatamam, cidden ayıldım yani. Bunu anneme anlatınca "Aşil'in topuğu, diye bir deyim var ya.", dedi ve o an bana bir aydınlanma geldi. Brad Pitt, yani Aşil ile Akhilleus'un aynı kişi olduğunu unutmuşum. Uzun lafın kısası, sonunu biliyordum ama kendimi asla hazırlayamadım ve gün içinde elimden bırakmak zorunda olduğum için söverken son otuz - kırk sayfayı okumamak için kuzenimle yaptığım boş sohbeti uzatmaya çalıştım. Sonrasında saat sabah üç olmuştu. Herkes uyurken ben tuvalette hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Kitap, gözyaşlarım yüzünden ıslandığından dolayı buruş buruş olduğu için kendimi kötü hissediyorum biraz.
O kadar güçlü alıntılar vardı ki... Yazarın dili çok sade ama bir o kadar da süslü. O kadar yalın