Sabah güneşinin parlattığı renkli bir boşluk ortasında kapkara, donuk ve geceden kurtulmamış bir tabiat parçası gibi duran mezarlığa arasıra gözlerim kayıyordu.
Üstüme devamlı bir melankoli çöktü; her an susturan ve sarartan o derin elemlerden biri ki, beni kendi şuurumdan da uzaklaştırıyor, ruhumun haritasını bilmediğim ıssız adalara götürüyor, beni kendi hudutlarımın dışına sürüyordu.