Demem o ki; dünyayı fethetsen, her dilde alkışlansan bile, bir insanın kalbinde bıraktığın o enkazın altında kalıyorsun sonunda. Hatayla yaşanıyor belki, insan düşe kalka büyüyor da... O alınan ah var ya; o ah, insanı evindeyken bile gurbette bırakıyor.
Çünkü insan, kırdığı kalbin içinde sonsuza dek mahsur kalır.
Anladım ki, unutmaya çalışmak hayata karşı verilmiş inatçı bir savaştı; unutmaktan vazgeçmek ise kendimle barışmak.
Varsın o yokluk içimde bir yerlerde durmaya devam etsin. Varsın hikaye yarım kalsın. O yarım kalmışlık, beni tamamen boş bir sayfaya dönüşmekten kurtaran yegane şeymiş meğer. Şimdi o beyaz boyaları bir kenara bırakıyorum. Çünkü insan, canını yakanları unutunca değil, onlarla yaşamayı öğrenince tamamlanıyor.
İnsan, dertlerini önce insanlara anlatır.
Anlaşılmak ister.
Tutulmak ister.
Kalınsın ister.
Ama hayat, herkese aynı gerçeği bir gün öğretir:
Bazı insanlar duyar ama anlamaz.
Bazıları anlar ama kalmaz.
Bazıları kalır ama yetmez.
Sonra bir gece gelir.
Herkes susar.
Kalbin konuşmaya başlar.
İşte o zaman anlarsın:
ALLAH 'A anlatmak için ses gerekmez.
Çünkü O, gözyaşının dilini de bilir.
Dünyada her şey değişir.
Yüzler değişir.
Mevsimler değişir.
Şehirler değişir.
İnsanlar değişir.
Ama bir şey değişmez:
Sen herkesten vazgeçsen bile ALLAH senden vazgeçmez.
Belki de huzur, bütün kapıları çaldıktan sonra değil;
Hiç kapanmayan kapıyı fark ettikten sonra başlar.
Ve insan ömrünün sonunda şunu öğrenir:
Herkes gider.
ALLAH C.C.kalır.
Kız o cümleyi hiç duymadı.
Yağmur, şehrin gürültüsünü bastırırken esas oğlanın dudaklarından dökülen o fısıltıyı da alıp götürdü. Ama bazı sözler duyulmak için söylenmezdi zaten; bazıları insanın içinde yıllarca yankılanmak için doğardı.
Birlikte birkaç adım yürüdüler. Kız, başının üzerindeki dergiye bakıp tekrar gülümsedi.
“Sen de ıslandın,” dedi.
Esas oğlan omuz silkti.
“Önemli değil.”
Oysa önemliydi. Çünkü o gün ilk kez yağmurun soğukluğunu değil, yanında yürüyen bir insanın sıcaklığını hissediyordu.
Kız yol ayrımına geldiğinde elini kaldırıp veda etti. Sonra kalabalığın içinde yavaş yavaş kayboldu. Esas oğlan ise olduğu yerde kaldı. Elindeki dergi sırılsıklam olmuştu, ayakkabılarının içi su dolmuştu ama yüzünde tuhaf bir tebessüm vardı.
Çünkü bazı insanlar bir ömür sarılamadan da sevebilirdi.
Ve bazı aşklar, kavuşmak için değil; insanın kalbine bir ömür boyunca ince bir sızı bırakmak için gelirdi.
Yağmur dinmişti.
Ama onun içinde başlayan mevsim, daha yeni başlıyordu.