Breuer taze buketler bırakılmış mezarları gösterdi. “Bu ölüler diyarında, bunlar ölmüş olanlar, şunlar da,” diyerek mezarlığın terk edilmiş, eski ve bakımsız bölümünü gösterdi “asıl ölmüş olanlar. Bu mezarlara bakan kimse yok, çünkü bunları tanıyan kimse kalmamış. İşte onlar ölü olmanın ne demek olduğunu biliyorlar.”
Bugün dünyanın hemen her yanına hakim olan ve azınlığın mutluluğu için tek koşul olan korkunç sefaletin ortasında görkemli bir yaşamın mutluluğunu aklım almıyor
Hastalarımdan biri ebe,” diye devam etti Breuer. “Yaşlı, buruş buruş, yalnız. Kalbi iyi çalışmıyor. Ama hâlâ yaşama hırsıyla dolu. Bir keresinde ona bu hırsının kaynağını sordum. Bana, yeni doğmuş, henüz ağlamayan bir bebeği havaya kaldırmak ile ona yaşam tokadı atmak arasındaki an olduğunu söyledi. O gizemli anda, var olma ve kayıtsız kalma arasında dikildiği anda tekrar yaşama bağlandığını söyledi.”