Olmayı isteriz, olmamaktan korkarız ve bütün dileklerimizin gerçekleştiği hoş peri masalları uydururuz. Bizi bekleyen bilinmeyen amaç, her şeye katlanan ruh, cennet, ölümsüzlüğük, tanrı, yeniden doğuş, bunların hepsi ölümlü oluşun acılığını azaltan yanılsamalar, tatlandırıcılardır.
Korku inanç doğurur; bir tanrıya gereksinim duyarız ve onu isteriz ama istemek onu var etmez. İnanç ne kadar ateşli, ne kadar saf, ne kadar etkileyici olursa olsun Tanrı’nın varlığının gerçekliği konusunda bir şey söylemez.
Bana kalırsa insanların çoğu, hayatın düpedüz rastlantılara bağlı olmasından o kadar rahatsızlık duyuyor ki, huzur bulmak için ille de bir kozmik bağlantıya inanma ihtiyacı gösteriyorlar. Oysa bana hiç öyle olmadı. Nedense rastgelelik ya da doğanın kayıtsızlığı düşüncesi hiç rahatsız etmiyor beni. Yani ‘raslantı ‘ dedikleri niye ille de dehşete düşürür insanları sanki? Niye ille de raslantının altında raslantı olmayan bir şey arar dururlar?