Yusuf demir

Yusuf demir
@Demmiryusuff
Paylaştığım ve kayda aldığım etkinliklerim uzun süreli stoklamalar ve haftalarca süren incelemeler sonucu toplu olarak kayıt amaçlı paylaştığım kaynaklardır Sevgiler saygılar
Mali müşavir
Felsefe/İşletme/Tarih/Spor bilimleri/Tıbbi sekreterlik
47 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
En tehlikeli düşmanın ne dünya ne de şeytan. Aynadaki sensin. Kendine yalan söyleyen, gerçeği saklayan sensin. Bataklık üstüne krallık kurmaya çalışan da sensin. "Doğru zamanı bekliyorum" diyorsun. Hayır. Başlamaktan korkuyorsun. "Şanssızdım" diyorsun. Hayır. Seçim yaptın ve bedelini ödedin. Kabul etmediğin şeyi değiştiremezsin. Gerçeklik acımasızdır, bahanelerini umursamaz. Sadece ne inşa ettiğine bakar. Başarı istiyorsan tek şart var: Kendine karşı acımasız dürüstlük. Hayatına bak. Gördüğün enkazın mimarı sensin. Yalanı öldür. Yoksa o seni yavaş yavaş öldürür.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Benlik hissi olmadan; kişi, hislerinden arınmış, tüm canlılardan korkmuş ve zaman algısından kopmuş bir boşluğa dönüşür. Bu boşluk; kızıl bir kafatası ve beyaz kemikler kadar soğuk ve ifadesizdir. Benlik algısının kırılması, insanın aslında sıradan olduğunu ve herkesle aynı olduğunu fark etmesidir. Benlik hissinin yokluğu; herkesin eşit olduğu, hiçbir farkın bulunmadığı anlamına gelir. Böyle bir insan artık insanlığı diğer canlılardan üstün görmez, onları aşağılamaz. Kişi, hislerinden arındığında dünya da onun için eşit hâle gelir. Canlılar, tüm yaşamı ifade eder; ancak artık yaşamın kendisi bile üstün değildir. Taş, su gibi cansız varlıkların bile bir tür bilince sahip olabileceği düşüncesi doğar. Bu ise tüm varlıklardan kopuşun başlangıcıdır. Dünyada her şey eşittir. Hiçbir fark yoktur. Her nesne, her varlık kendi ömrünü yaşar. Zaman algısından kopmak ise var olup olmamasına bakılmaksızın her şeyin eşit ve vefasız olduğunu kabul etmektir. Bir ahranza, bir kızı kurtarabilir;o kendini ayıya yem ederek onun sevgisini kazanabilirdi. Ama şimdi burada duran bedua, genç bir kızın trajik ve vahşi ölümünü görmesine rağmen hiçbir şey hissetmez. Çünkü onun için tüm varlıklar eşittir. Oysa sıradan bir insan için bu olay; öfke, nefret ve acıma duygularını tetikler. Eğer ayı ölen olsaydı, kimse bir şey hissetmezdi. Eğer ölen yaşlı bir kadın olsaydı, acıma azalırdı. Eğer ölen bir katil olsaydı, insanlar alkış tutar, sevinçle övgüler dizerdi. Ama doğa adildir. Sevgi ya da nefreti umursamaz. Duygusuzdur ve asla ayrım yapmaz. Bir yaşam formunun yok oluşu, sonsuz kozmos ve tarihin uzun nehri karşısında ne ifade eder? Ölüm, ölümdür. Kim ölmeyi seçebilir? İster bir kız, ister bir ayı, ister yaşlı bir kadın ya da bir katil olsun… Hepsi acizdir, hepsi sürünün bir parçasıdır. Bunu fark eden
Edebiyat
Bir zamanlar haykırmıştım; zamanla sesimi kaybettim. Bir zamanlar ağlamıştım; zamanla gözyaşlarımı yitirdim. Bir zamanlar keder duymuştum; zamanla her şeye dayanmayı öğrendim. Bir zamanlar sevinmiştim; zamanla dünya beni etkileyemez oldu. Ve şimdi… geriye yalnızca ifadesiz bir yüz kaldı. Bakışlarım, bir monolit kadar sert; kalbimde ise derin bir boşluk, ve o boşluğun içinde sönmeyen bir azim kaldı. Belki de insan böyle şekilleniyor: Eksile eksile güçlenerek, sessizleşe sessizleşe derinleşerek…
1000Kitap
Gün kalabalık akar, ben sessiz yürürüm, Sanki hiçbir şey dokunmazmış gibi. Yüzümde sıradan bir günün huzuru, İçimde anlatılmamış bir gece gizli. Sorarsan “iyiyim” derim kolayca, Kelimelerim pürüzsüz, sade. Kimse bilmez içimde dolaşan Adını koyamadığım o ince gölgeleri. Bazen zaman durur, herkes konuşurken, Ben suskun bir kıyıya çekilirim. Düşüncelerim derin bir su gibi Kendi içimde sessizce genişler. Ne bir yara gösteririm dünyaya Ne de kırılan yanımı anlatırım. Çünkü bazı duygular vardır Söylenince eksilir sanırım. O yüzden taşırım hepsini içimde Görünmeyen bir ağırlık gibi. Dışarıdan bakana sakin bir gökyüzü, Ama içinde fırtına saklayan biri. Ve hayat devam eder her gün, Ben de onunla birlikte yürürüm. Kimse anlamaz belki ama En uzun yolları hep içimde yürürüm.
1000Kitap
Gürültüyle akar gün, ben sessiz yürürüm, Kalabalık içinde en sade yüzüm. Gülüşüm cebimde taşınan bir maske, Kimse görmez içimdeki kırık mevsimi. Adımlarım hafif, sözlerim sıradan, Hayat sanki omzumda değilmiş gibi. Oysa içimde konuşur suskun fırtınalar, Ama dudaklarım hep sakin bir kıyı. Demirler kaldırılır, demirler iner, Salonda yankılanır kısa nefesler. Tam o arada zaman yavaşlar biraz, Sessizlik düşüncelerime yer açar. Bir bankın ucunda, avuçlarım dizimde, Bakışlarım boşluğa değmeden geçer. Kimse bilmez o kısa dinlenmelerde Bir ömürlük sorgular içimden geçer. Ne bir sitem taşar, ne bir kelime düşer, Dışarıdan bakana sade bir adamım. Ama her set arası, her derin nefeste Kendimle en uzun konuşmayı yaparım. Sonra yine kalkarım, omuzlar dikleşir, Hayat kaldığı yerden devam eder. Kimse bilmez ki o birkaç dakikada İnsan bazen bütün dünyasını taşır.
Duygu ve Düşünce