Uzun zamandır böylesine sürükleyici bir kitap okumamıştım.
Halikarnas Balıkçısı’nın ne kadar bilge ve marifetli biri olduğunu bu kitapla çok daha iyi anladım.
Halikarnas Balıkçısı 'nı çoğu kişi sadece bir isim ya da bir ailenin parçası olarak biliyor. Oysa o; doğaya bakan, sorgulayan, üreten ve yaşadığı yere değer katan çok yönlü bir insan. Türkiye’ye kazandırdığı bitkiler, meyve ağaçları, balıkçılık üzerine geliştirdiği yöntemler… Hepsi onun ne kadar aktif ve üretken biri olduğunu gösteriyor.
Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar dizisinde ise daha melankolik, daha silik bir karakter olarak yansıtılmış. Resim yapan, balığa çıkan ama hayata çok da dokunmayan biri gibi… Oysa kitapta gördüğümüz Cevat, bunun tam tersi. Bu açıdan bakınca, dizide ona biraz haksızlık edilmiş gibi hissettim.
Kitapta en çok etkileyen şeylerden biri de ağustosböceği hikayesiydi. Hep bildiğimiz o hikâyenin aslında ne kadar farklı bir yerden okunabileceğini görmek beni hem şaşırttı hem de üzdü. Orada anladım ki, gerçekten hiçbir şey göründüğü gibi değil.
“Hayat, bir yerde değil, insanda olur” derken de aslında aynı şeyi söylüyor.
Bir de şunu fark ettim: Kitabı diziden sonra okuyunca, okurken gözümde sürekli Cem Yiğit Üzümoğlu canlandı. Bu da okumaya farklı bir his kattı.