Kitabın yazarı İsveçli bir tarihçi, oryantalist, Anglikan din adamı ve akademisyen. Yani anlatılanlar, bugün “bazılarımızın” pek sevdiği Avrupalı’nın gözünden. Ne ilginçtir ki kendinden daha “iyi” görünene özenme hâli yalnızca bugüne özgü değil. Bundan bin yıl önce İspanya’da gençler, medeniyette çığır açmış Endülüslü Müslümanlar gibi olmak istedikleri için Hristiyan toplumları tarafından eleştiriliyordu.
Kitap özetle şunu söylüyor: Hristiyanlığın İslam’la Orta Çağ’daki karşılaşmasını bütün yönleriyle gördüğümüzde, İslam’ın Hristiyan dünyası üzerindeki etkisinin genelde kabul edilenden çok daha büyük olduğu açıkça ortaya çıkıyor. İslam, Batı Avrupa ile yalnızca maddi ürünleri ve teknolojik buluşları paylaşmadı; Avrupa’yı yalnızca bilim ve felsefe alanlarında düşünsel olarak teşvik etmedi. Aynı zamanda Avrupa’yı, kendisini yeniden tanımlamaya ve kendine dair yeni bir ilgi geliştirmeye zorladı.
Avrupa ise bu etkiye tepkiyle karşılık verdi: Müslümanların etkisini küçümsedi, Yunan ve Roma mirasına bağlılığını abarttı. Bugün biz de, benzer bir aşağılık kompleksiyle, kendi tarihsel mirasımıza sırt çevirip; tüm sahip olduklarını kana, vahşete ve sömürüye borçlu olan Batı’ya hayranlıkla bakmayı marifet sanıyoruz.
Kitap tek başına konuyu yüzeysel ele alıyor (sonuçta bir konferanslar dizisi ve dili oldukça sade). Ama Orta Çağ tarihi okumalarına destekleyici, ezber bozan bir metin olarak kesinlikle okunmayı hak ediyor.