“Artık hayattan
beklediğim hiçbir şey yok.” Buna nasıl bir yanıt verilebilir ki?
Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki
temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten
önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne
beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara
öğretmemiz gerekiyordu.
Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bunların
bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne
kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birdenbire
yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır.
Hâlâ hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum.
O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin
anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Gerçek: İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. O anda, insan şiirinin ve
insan düşünce ve inancının vermesi gereken gizin anlamını kavradım: İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu. Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için de olsa, sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım.