Hiç değişmeyen, her anı aynı yoğunlukta akan bir hayatta, içine gömülü olduğum durgunluğu bir temizlik kusuru, değişmezliğin yüzeyine yapışmış bir kir ya da toz olarak değerlendirebilirim ancak.
Bedenimizi nasıl yıkıyorsak, yazgımızı da öyle yıkayabilmeli, çamaşır değiştirir gibi hayat değiştirebilmeliydik - yemek yediğimizde ya da uyuduğumuzda oldugu gibi varlığımızı sürdürmek icin değil, tam olarak temizlik adı verilen, bizden dogup ayrilmis olan saygılı davranış bunu gerektirdiği icin.
Ne zevk, ne ün, ne iktidar: Özgürlük, yalnız özgürlük.
İnancın hayaletlerini bırakıp aklın hortlaklarıyla haşır neşir olmak, sadece ve sadece yeni bir hapishaneye geçmek demektir.
Yaşamak başkalarının niyetleriyle örgü örmektir. Bununla birlikte, ömür süresince zihniniz özgürdür ve bütün beyaz atlı prensler, ucu kancalı fildişi tığla iki ilmek atımı süresince, kendi büyülü bahçelerinde gezinebilir. Varlıklarla yapılan tığ işi... Aralıklar... Hiçbir şey...
Zaten kendimde ne bulabilirim? Ne anlatabilirim? Duygularımın korkunç derecede yoğun olduğunu, duygularımın sapına kadar bilincinde olduğumu... Kendimi mahvetmek için kullandığım keskin zekâmı ve beni oyalamaya doymayan düş gücümü... Ölü irademi ve onun capcanlı yavrusu gibi kollarında sallayan düş gücümü. Tığ işi, evet...