Başımı azıcık çevirip anneme baktım. Hava temizdi, rüzgar yüzlerimizi kesiyordu. Sol eliyle paltosunun yakasını sıkı sıkı tutuyordu, sigarasını sağ elinin eldivenli parmaklarının kuytusuna saklamışti. Rüzgar saçlarına kıvırcık daireler çizdiriyordu; hala koyuydu saçları ama beyazlar bir gün öncesinden bile daha fazlaydı.
Jan Myrdal'ın cümleleri üzerinde uçsuz bucaksız gökyüzü seriliydi. Dünya bütün görkemiyle yayılıyordu, zamanda geriye, zamanda ileriye, tarih uzun bir nehirdi ve hepimiz onun bir parçasıydık. Bütün ülkelerdeki bütün insanların benzer özlemleri vardı, benzer rüyaları ve dünyanın çevresinde el ele koca bir halka oluşturmuşlardi.