Çocukluk bizim çocukken dilediğimizin aksine öyle bir defada sona ermiyor. Orada duruyor, önce olgun, sonra çökmüş vücutlarımıza çömelmiş, sessizce bekliyor, ta ki yıllar sonra bir gün, omuzlarımızda taşıdığımız acı ve umutsuzluk yükünün bizi telafisi mümkün olmayan birer yetişkine dönüştürdüğüne inandığımızda, bir yıldırım hızı ve kuvvetiyle yeniden ortaya çıkana, tazeliğiyle, masumiyetiyle, şaşkınlığıyla canımızı acıtana, ama hepsinden önemlisi bunun gerçekten ondan kalan son titrek ışık olduğunun kesinliğiyle bizi yaralayana dek.
“Bazen benim de çekip gitmek, evden uzaklaşmak, ailemden, o boş kütükten kaçmak istediğim oluyor ama denemeye bile kalkmıyorum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım imkânı olmadığından eminim. Beni bu eve bağlayan kökler giderek daha da kuvvetlenip genişliyor ve onları göremesem de içimde dolanıp birbirlerine sıkı bağlandıklarını hissediyorum.”