İngilizlerin tanımadığı, bilmediği,hayal edemeyeceği bir askerdi bu. Bu subay ve erleri uzun uzun anlatmak gerekmezdi, 'Çanakkale askeri' demek yeterdi.
O ağır bombardıman yıkıntılarının altından Türkler dirilip kalkmışlar,hiçbir şey olmamış gibi dövüşüyorlardı!
Nasıl askerdi bu asker?
Türkleri hesaba katmamakla büyük yanlış yapmışlardı galiba.
"Ne güzel, ne mübarek bir yurdumuz var.." diye düşündü, "..Yerlisi,göçmeni,dağlısı,ovalısı,doğulusu,batılısı,hepimiz,bir aile,bir millet olsak,birbirimizi sevsek,çok çalışsak,yıllar,fabrikalar,mutluluğu, refahı,uygarca ve özgürce yaşamayı biz de tanısak.."(Yüzbaşı Faik)
Ben bir Türküm,dinim,cinsim uludur
Duyar duymaz içim titremişti. Şair bu şiiriyle 'Diril ey Türk!' diye bağırıyor ve bizi uyanmaya çağırıyordu. Bu bağırışı duyduk,bu çağrıya uyduk. Bir arayış,uyanış ve sonunda diriliş başladı. Bir kuru kalabalık değil bir millet olduğumuzu anlamaya başladık. İbrahim Binbaşı doğru söylemiş,yeniden doğuyoruz,canlanıyoruz,diriliyoruz. Türk geri geliyor!
Doktor Ömer Vasfi Bey donup kalmış,içini o güne kadar tanımadığı bir duygu,korku doldurmuştu. Bir türlü kımıldamayı başaramıyordu.
Hayatı boyunca unutamayacağı bir şeye tanık oldu. Bölük, o dehşet verici patlamalar arasında,marş söyleye söyleye,düzeni bozmadan yürümüştü,şimdi de azametle hastanenin önünden geçiyordu.
...Sütüm sana helal olmaz
Kurtarmazsan vatanı
Bölüğün pervazsızlığını görünce kendine geldi.