"Bozuktur o alet, bozuk!" "Olur mu efendim, siz de gördünüz işte! Babanızın içinde cennet varmış!" Tereddüt... Toparlanma! "O gün beni niye McDonald's'a götürdü, biliyor musunuz?"
“Pardon?"
Yemeği en çabuk orada yiyorsun da, ondan! Bir an önce de defetmek için başından!" "öyle demeyin Iskender Bey.. Neyse, şimdi sizden bir ricamız var: Belki genetik olarak...
Yani diyoruz ki, siz onun tek çocuğusunuz, size de bir kapsül yuttursak?" "
Anladık, gurasindoş!" "Efendim lütfen, bakın, insanlık için!"
Babam beni yiyip cennet sıçıyormuş! Jokali hifraz!”
“İskender Bey!”
“Bu mu mucize diyorum! Bu mu şimdi mucize?”
Ağladım. Ağlıyorum. Ağlamayacağım. Bağıracağım.
“38 yaşındayım, hâlâ çocuk menüsü yiyorum, a*mına koyayım
Spoiler-
George tabancayı kaldırdı, dosdoğru tuttu, namlusunu Lennie'nin ensesine yaklaştırdı. Eli tir tir titriyordu, ama yüzünde kararlı bir ifade vardı, silkindi ve elini sabitleştirdi. Tetiği çekti. Tabancanın sesi dağlara yükseldi, sonra aşağıda yankılandı. Lennie sarsıldı, sonra yavaşça öne doğru, kumun üzerine düştü, orada öylece hareketsiz kaldı. George titredi ve elindeki tabancaya balktı, sonra onu neh- rin kıyısında
kül yığınının bulunduğu yere doğru fırlattı.
Spoiler